Kasım 2008

Ö T E S İ

 

22.11.2019 



Köşe Taşı

 
Prof Dr. Ali Osman Özcan

Kavak Yellerine gelin vermek


Değersiz abartı ve şişirmelerle çirkini güzelleştirmeye çalışmak boşuna. Yalanlarla dolu kişisel hayatımızda dolambaçlı ve kaçamak konuşma eğilimi o kadar bol ki.. sorumluluktan uzak durmayı görev sayanlar, doğruluk ve dürüstlüğü itibarsız kılmak için veryansın edip duruyor. Her koşulda sözünden dönme, siyasi başarı kabul ediliyor. Nankör, kaypak, güvenilmez, korkak ve açgözlülerin hırslarını doyurmak için onların dilinden anlayacak birileri henüz ortada yok.

Düşünce rotasını yeni sorunlara çevirme zamanı geldiği halde geçmişin sorunları hala ayak diretip duruyor. Yeni sorunların oluşumlarıyla başa çıkabilecek, düşünce kıvılcımlarından büyük yangınlar çıkaracak olanlar mumla aranır oldu. Tehlike çanlarının gürültüsünden sağır olanlardan medet beklemekteyiz. Belki bir şey duyar bize haber verir diye...
Sözcükleri kar taneleri gibi yumuşak, sıralı ve düzenli, oranlı bir şekilde beyaz sayfalarda gezintiye çıkarmak istediğimde aklıma gelenleri yazıp düşüncelerimi kavak yellerine gelin ettim. Onun başına neler geleceğini, talihinde nelerin olduğunu, orada geçinip geçinemeyeceğini, hatta oradan kovulup kovulamayacağını bile bilmiyorum. Onu gelin ederken, anlayarak anlamaya çalışmanın, çalışarak anlamasının ve merakla sorgulamasının faydalı olacağını öğütledim. Hiçbir şeyde ne iddia, ne de inkar yoluna sapmadım; gerçeğin yalan ve yanlışın akrabası olduğunu söyleyerek uyarma görevimi yaptım. Düşüncelerim kavak yellerine gelin olup gitti.
Kavak yellerinin estiği ülkede hercai menekşelerin tepesine oturarak insanlara gülücükler dağıtan melekler varmış. Zihinleri saran salgın hastalık mikrop ve virüsleriyle mücadele edebilecek hekimler yöneticiler kendi varsayımlarının kutsallığına inanmıyormuş. Bu yüzden bu hastalıklar orada hiç görülmüyormuş.Düşüncelerden vergi almaya çalışanlar, o ülkede ağır vergi cezalarına çarptırılıyormuş. O yüzden düşüncelerimi kavak yellerine gelin ettiğime üzülmüyorum.
O ülkedeki tartışmacılar, tartışmalarda otoriteleri örnek vermezmiş. Zekalarını kullanırlarmış. Bizim ülkemizde tartışmacılar, bilgi yarışlarında olduğu gibi belleklerine güveniyorlar. Orada bilgi yarışmaları değil, düşüncelere şekil değiştirtecek değerler sistemini sarsacak, harika yargıları algılayıp anlayacak düşünce yarışmaları yapıyorlarmış. Ayrıca bize, bizim kendimiz olabileceğimizi söyleyerek cesaretlendirecek bilge kişileri de çokmuş.
Evrende parıldayarak göz kırpan yıldızların sarmal labirentinde göz kamaştırıcı sonsuzluk düşüncesinin uyandırdığı ümitle canlı ve hareketli düşünce içerikleri, ateşli kelimelerle coşkulu zafer şarkıları söyleyerek bayram ediyorlarmış. Zihinlerin her şeyi sorgularken, aldanabileceği ve anlayışı değiştirecek gerçek dışı olanı gerçeklik alanına taşıyabileceği konusunda çok titizlik gösteriyormuş. Korkunun, korkakların zihinlerinde hayaletler, gulyabaniler, cinler, periler, umacılar, canavarlar, ejderhalar vb. gibi tuhaf görüntüler oluşturabileceği bilindiğinden, bilim adamları korku testinden geçiriliyormuş. Karabasan, kara kurbağa ve kara büyü kuruntusuyla iyileşeceğini zannedenlere, kuruntularından nasıl kurtulabilecekleri konusunda eğitim veriliyormuş.
Kavak yellerinin estiği ülkelerde düşünce yarışmalarında, beklenmedik bir anda, beklenmeyen bir düşünceyi yakalayabilme becerisi ölçü kabul ediliyormuş. Okullarda bilim ve teknolojinin yarattığı düşünce fırtınasında öğrencilere nasıl şimşek, gök gürültüsü, yağmur veya gökkuşağı olabilecekleri öğretiliyormuş. Ayrıca düşünce denizinin derinliklerindeki gizli mücevherleri, denize dalıp, görüp oldukları yerden çıkarabilecek gözler, eller ve yüreklere nasıl sahip olabilecekleri uygulamalı olarak gösteriliyormuş. Acılarla zorluklarla mücadele etmenin önemli olmadığı, asıl önemli olanın büyük acıların ve zorlukların üstesinden gelme olduğunu herkes biliyormuş. Unutkanlığın oyalayıcı ve uyuşturucu etkisinin düşünceleri kemirip durmaması için özel tedavi kurumları kurulmuş.
Acayip, garip ve tuhaf ipliklere iliştirilmiş garip düşüncelerin sefahate düşkünlüğü bilindiğinden, bu tür düşüncelere herkes sırtını dönermiş. Görkemli düşünce binalarından oluşan şehirde, karışık zihinlerin ürettiği kırışık ve buruşuk hayallerin sırıtmalarına izin verilmez; ağır başlı, güzel ve verimli düşüncelerin en güzel binalarda ikametleri sağlanırmış. Düşünce şimşekleri üreteyim derken, yıldırıma çarpılan acemilere herkes bıyık altından güler, fakat alay etmez, onları televizyonlarda kanal kanal dolaştırmazlarmış.
Yani düşüncelerin bayrağı ve ürünleriyle donanmış yeni bir düşünce ordusu, gelecekte tehdit ve tehlike oluşturabilecek yeni sorun ve oluşumlarına karşı daima tetikte bekliyormuş. Yeni düşünce tohumlarının yeşerebilmesi için, düşünce parklarındaki bahçıvanlar her türlü titizliği gösteriyorlarmış. İç gerçeklik kendi derinliklerine dalından bilinemezmiş. Dış gerçekliğin kibirli düşüncelerinin kalbini delip geçecek düşünce okçularının başarıları bilmeceleri hemen çözüveriyormuş. Kavak yellerinin estiği ülkede rüküşlüğü yücelik zanneden rüküş görüşler fazla kabul görmezmiş. Değersiz, önemsiz düşünceleri cicili bicili sözlerle süsleyip pahalı satmaya kalkanlara kimse itibar etmezmiş. Hele ötücü kuşları bile nefret ettiren tartışmacı kılığına bürünen hakaret ustalarıyla herkes dalga geçer, onlara kahkahalarla gülerlermiş. Zihinleri kurutup kollarındaki gücü de yok etmek isteyenlere karşı, bilinçleri canlandırarak düşünceyi hareketlendirme önlemi alınırmış. Düşünce denizinde yüzen dehalar uykularından uyandırılıp büyük dalgalar oluşturmaları için çok teşvik edilir, emrine ekipler çıkabilecek bir fırtına veya tayfunun tüm çiçeklere zarar vermemesi için, barometre, termometre ve higrometreler her an kontrol edilirmiş. Düşünce uçarlığı, tembelliği, aylaklığı ve cimriliğini ölçen testler yardımıyla gerçekten düşünce ustaları olacak olanlar seçiliyormuş. Çünkü herkes düşünme çilesini tekdir değil, takdir ediyormuş.
Kavak yellerinin estiği ülkedeki dünürümden öğrendiklerimi sizlerle paylaştım. Ayrıca o ülkede özgür düşüncenin, kendi özgürlüğünün bilincinde olduğunu ve evrensel olana âşık olduğunu da öğrendim. Hele taraflı muhalif düşüncelerle ilişkiye girmeme konusunda beni uyardı. Yine düşüncenin ileriye doğru attığı adımları, taraflı muhalif düşüncenin geriye doğru atıyor diye suçlama yapabileceğini de söyledi. Bireyciliğin yaşamı her yönüyle ve heyecanla dolu yaşama hırsının dizginlerini serbest bırakacağından dikkatli olunmasını da tavsiye etti. Çöplükte de güzel düşünce çiçekleri açabileceğini, fakat niyetinin test edilmesinin gerekli olduğunu belirtti. Düşünce stratejisi deyimi içinde hile ve dolap çevirme anlamı da bulunduğunu gözden uzak tutmam konusunda uyarılarda bulundu. Deneylerle elde edilen verilerin mantık, fizik veya matematik terimleriyle açıklanıp açıklanamayacağına dikkat etmemi tembihledi. İhtişamlı bencilliğin, bireyciliğin en yüce değeri olduğunu da öğrenince çok şaşırdım.
Kavak yellerinin estiği ülkede akıl terazisinin kefesinde gerçeği kasten hasır altı ederek hafifletenler, diğer kefeyi de yalan ve yanlış düşüncelerle doldurmaya çalışanlar sınır dışı edildiklerini duyunca, kendi ülkemi düşündüm ve büyük bir ümitsizliğe kapıldım. Tarih derslerinde bizlere atalarımızın başarı ilkeleri öğretiliyordu. Oysa onların ruhunu özümlememiz ve şadetmemiz gerekiyormuş. Bu düşünce beni derinden sarstı. Çünkü eğitimli-eğitimsiz, hayalci, inatçı ve hoşgörüsüz herkes başarı ilkelerinin peşine düşmüştü. Yeni doğrularla eski düşünce alışkanlıkları arasındaki sert ve çetin mücadelenin ülkemde kısa sürede sona eremeyeceği aklıma gelince de çok üzüldüm. Şiddet ve hilekarlığın geçer akçe olarak tırmanışa geçmesi aklıma gelince, özgürlüğümün ve yönetilmeyi kuşkuyla karşılayan bilincimin gücünü ve umudunu yok ediverdi.
Sonuç olarak, kavak yelleri ülkesindeki dünürümden öğrendiklerime dayanarak ülkemizde teknik gelişmenin ve bireysel çabaların, girişimlerin teşvik edilmesi, tasarruf ve yatırımlara önem ve öncelik verilmesi, üretimin ucuzlatılması, toptan üretim ve dağıtımda büyük tasarruflara gidilmesi, paraya karşı olumsuz tutumların değişmesi ve en önemlisi paranın en güçlü silah olduğunun farkına varılarak koşulları yerine getirmemiz gerektiğini söyleyebilirim. Bu da iç ve dış politikada başarı demektir. Yoksulluk ve sefalet devlete yönelik bir tehdit ve bir ayıptır. Çünkü altın ve para milletler arası yarışmada en büyük güç kaynağıdır. Paranın akıl öğrettiğini unutmayalım.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002