Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Köşe Taşı

 
Prof Dr. Ali Osman Özcan

Biraz da Biz Bilelim...


Genç hakem, kural değişiklikleri konusunda yurt dışında yapılan bir seminerden dönmüştü. Federasyon binasına gitmiş, arkadaşları ile yapılan kural değişikliklerini tartışıyordu. Arkadaşlarının sordukları sorulara bütün içtenliği ile cevaplar veriyordu. Arkadaşlar arasındaki sıcak atmosfer, çok güzel bir şekilde devam ediyordu. Fakat odanın kapısı açıktı. Konuşmaların çıkardığı gürültü, karşı odadaki baş hakemi rahatsız etmişti.

Bir müddet sonra rahatsız olan baş hakem, sohbet edilen odanın kapısı önüne dikilir. Bıyıklarını burarak elini ileri uzatıp genç hakemi işaret eder ve “gel buraya!” der.
Genç hakem yerinden kalkar ve baş hakemin yanına gider. Baş hakemin suratı asıktır. Soğuk bir sesle, genç hakeme ne yaptığını sorar. Genç hakem bütün iyi niyetiyle yapılan kural değişiklikleriyle ilgili olarak arkadaşlarına bilgi verdiğini söyler. Baş hakemin suratı daha da asıklaşır. Genç hakeme dönerek: “Anlat da biraz da biz bilelim” der. Genç hakem şaşırır. Baş hakem sözlerine devam eder: -“Bak evladım. Bilgi o kadar ucuza satılmaz. onlar kuralları bilirse, biz ne ile geçineceğiz? Kurallar o kadar ucuz öğretilecek şeyler değildir” diyerek genç hakemi haşlar. Olayın hatırası, o zamanlar genç olan, şimdi ise emekli bir antrenör, aynı zamanda hakem olan büyüğümüzün hafızasında capcanlı yaşamaktadır. Örnek alınacak bir ibret levhası gibi...
“Biraz da biz sebeplenelim. Bize de yok mu? Herkese şapır şupur bize gelince Ya Rabbi şükür mü? Biz müslüman değil miyiz? Biz yetim miyiz? Biraz da bize...” vb. türdeki ifadelerin içeriğine bakıldığında; sahip olunan şeyi kimse ile paylaşmama, bildiğini kıskançlıkla koruma, başkalarına “meslek sırrı” diye bilgi ve becerilerini cimrice, gıdım gıdım verme, başkalarını sömürme eylemlerini ve tutumlarını kapsadığı görülebilir. Yardımlaşmanın yerine sömürü geçmektedir. Dayanışmanın yerini de asalakça yaşama tutumu almakta...
Bildiğini başkalarıyla paylaşmak istemeyen bilim adamları, usta ve sanatkârlar, tecrübeli kişiler, bildiklerini mezara götürenler insanlığa ne hizmet yapabilirler? Aynı şekilde yerine başkasını yetiştirip bırakmayan siyaset adamı, lider veya yöneticilerin tutumuyla nasıl ilerleyebilir? Çakallık stratejisini, tilkilik siyasetini benimsemiş, çıkar düşkünü olanların kendi milletine bir şey verdikleri söylenebilir mi?
“Biraz da biz başkan olalım. Biraz da biz yiyelim. Biraz da biz doyunalım. Biraz da bizim cebimiz para görsün. Biraz da biz tüylenelim. Biraz da biz köşeyi dönelim” zihniyetiyle hareket edersek, sonumuz hiç de iyi olmayacaktır. Çünkü “biraz da biz...” ifadelerinin ve cümlelerinin sonu gelmeyecek, aç gözlülerin gözlerini doyurmak mümkün olmayacaktır. Bu “biraz da biz”cilerden her hükümet, tarih boyunca şikayet etmiştir ve etmeye de devam edecek gibi gözükmektedir. Biraz da biz diyen çakallar, aslanın hakkına göz dikmişlerdir. Aslana benzemeye çalışmaktadırlar. Çok dikkatli olmak gerek...
Kendilerini “bulunmaz Hint kumaşı” zannedenlerin yetersizliklerinden Türk milleti çok çekmiştir. yetersizliklerini yeterlilik olarak göstermeyi başaran bukalemunların iplikleri ise, çok kısa sürede pazara çıkmaktadır. Bilinenlerin gelecek nesillere aktarılması bir insanlık borcudur. Bu borcu ödemeyenlerin bu milletten alacakları da yoktur. Biraz da biz koltukta oturalım. Biraz da biz limuzinle gezelim... diyenler, bu işi hak edip etmediklerini sorgulayacak vicdandan da yoksun gibidirler. Aşırı hırs ve kibirleriyle olduklarından büyük görünme çabası içindedirler. Yaptıkları iyilikleri başa kakmaktan çekinmezler. Adam etmediklerine bile “seni adam ettik” diye yüksünmeyi adet haline getirirler. Çekememezlik, kıskançlık ve haset duyguları, kendinden başkalarının iyiliğini istemekten onları men eder. İmrenme, özenme, gıpta ve hayranlık duyguları sanki yok olmuştur. Kendini başkalarından üstün görme, iki yüzlüklük, büyüklük duyguları baskın olma, kendi yaptıklarını güzel görüp büyütme ve beğenme, şiddetli aç gözlülük, çıkarlarına saplanıp kalma vb. davranış ve tutumlara sahip kişileri yüksek makamlara çıkaran toplumların geleceği herhalde karanlıktır. Onların gönül güneşi, gecenin karanlığı içinde gizlenmiştir.
Biraz da biz, biraz da ben.. diyenler, kendilerine güvenemeyenlerdir. Kendi yetersizliklerini kapatmak için, yeterli olanlara da iftira ederler. Günümüzde bu tür kişilerin ahlakî savunuculuğunu medya üstlenmiş gibidir. Medyadaki değerler, biraz da biz.... değerlerine benzemektedir.
Ninelerimiz eve gelen misafir için: -“Evladım önce gözünü doyur” derlerdi. Sonra da: “Gözü tok olanın karnını doyurmak kolaydır” diye eklerlerdi. Onlar: “Bu dünyanın en fakiri gözü aç olandır” diyecek kadar bilge imişler meğer:... Günümüzde rekabet, yarışma adına insanlık değerlerinin ayaklar altına alındığını görmek çok üzücü... Birbirimizi çelmeleyerek yürümeye çalışmak, mevki ve makamların üst seviyelerine tırmanırken, meslektaşlarına iftira atmak, onları lekelemek meslek ahlâkıyla bağdaşır mı?.. Bildiklerini, becerilerini, hünerlerini tecrübelerini kendinden sonrakilerden kıskanan eğitici, öğretici, usta ve sanatkârlardan ne fayda bekleyebiliriz? Hekim olsalar, bilim adamı olsalar, parti başkanı olsalar bunlardan hiçbir çıkarımız, faydamız olmayacaktır. Aksine onlar çok iyi bir tüketici, kemirgen olarak aramızda yaşayıp gideceklerdir. Zararları faydalarından çok olanlara da insan dersek tabii ki... “biraz da biz yiyelim” mantığı, ahlakî çöküntü ve vicdansızlıkla at başı giden bir zihniyetin yansımasıdır. Mümkün olduğu kadar bu zihniyetle mücadele edelim... Meydanı “biraz da biz...” diyenlere bırakmayalım. Biraz da biz “soyalım”cılar, biraz da biz “vuralım”cılar, biraz da biz “hortumlayalım”cılar, biraz da biz “oturalım”cıların, biraz da biz “yiyelim”ciler, biraz da biz “ölelim”ciler’in, ehliyet, liyakat ve dirayetlerini çok iyi sorgulayalım... Hastalığın teşhisi kadar tedavisi ve tedavi sonrası dönemin de önemli olduğunu unutmayalım. Şimdiye kadar bu unutma yüzünden nice değerler, nice kurumlar kaybettik. Artık dirilme ve direnme zamanıdır. Özetle “biraz da bizciler” aslanın avını görüp bekleşen akbaba huylulardır. Bu akbabalara yem olmayalım...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002