Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Bamteli

 
Aydil Erol

Irak Türkmenleri


"Düşman kim ve hangi milletten olursa olsun bence birdir" (Atatürk) "Takı taluy, takı müren" der de yollara düşer Türk boyları... Geçerler sarp geçitleri; aşarlar ovaları, dağları; düz ederler bayırları, yalçın kayaları... Kimi at sırtında kimi yaya... Nerede Tanrı Dağları, nerede Viyana?... Altaylar nere, Tuna boyları nere?... Başdöndürücü bu coğrafya, Türk için bir ok atımıdır, seslenilse duyulacak derecede yakındır...

Dünyayı yönetmek için yaratılanlar, eyeri taht, tulgayı taç bilenler, "Allah, bu dünyayı bizim tasarrufumuza tevdi ve emanet etmiştir. Bütün emirler ve hükümdarlar memurlarımızdır." diyenler, âleme nizam vermek için dünyaya gelenler, yayılırlar yedi iklim dört bucağa... Bir öbek Türk de gelir ıraktan, vatan tutar Irak'ı, Bayır-Bucak'ı...
Türklerin Irak'a ilk girişleri, M. 647'e değin uzanır. Önceleri askerî koloni olarak varlık gösteren Türkler, sonraları hilafet merkezini ve halifeyi korumakla görevlendirilirler. Araplarla karışmalarını önlemek için Samarra kenti kurulur. Yoğun bir biçimde yeni Türk dalgalarıyla beslenmeleri, Tuğrul Beğ'in Oğuz boylarından oluşan ordusuyla 1055'te Irak'a girmesiyle başlar. Selçüklülerin devamı olan Zengiler, yani Musul Atabeğleri (1133-1232) ve Kerkük'teki Kıpçak Beğliği (12'nci yy. ikinci yarısı) dönemlerinde Türklerin Irak'ta yerleşip çoğalmaları hızlanır.
14'üncü yy'da Irak'taki etnik dokunun Türklerden yana bir görünüş kazandığı ve egemen topluluğun Türkler olduğu bilinmektedir. Bu dönemde ülkenin kuzeyinden başlayarak Bağdat'a dek geniş çapta Türkleşme hareketi görülür. Ayrıca Farsça'dan başka Türkçe'nin rağbet görmesi bu dönemde gerçekleşir. 15'inci yy'da Karakoyunlu Devleti'nin resmi dilinin Türkçe olduğu ve devlet yarlıklarının Türkçe yazıldığı tespit edilmiştir.
Irak, 1534'te Osmanlı topraklarına katılır. Bir süre sonra Safeviler'e geçen bölge, 1638'de Sultan Dördüncü Murad Han tarafından geri alınır. Bu sırada bölge Anadolu'dan getirilen Türk boylarıyla beslenir. Irak Türkleri, 1'inci Dünya Savaşı'nın sonuna değin, Osmanlı etkisinde kalarak yaşarlar. Irak krallığı'nın kuruluşuna kadar bölge, kesintisiz olarak Türk kültürünün sahasında kalır. Savaşın sonuna doğru bölge, İngiliz işgaline uğrar. Musul, Erbil, Kerkük ve Süleymaniye Kurtuluş Savaşı sonrasında Türkiye ile İngiltere arasında çekişme konusu olur.
Çünkü Musul, Misak-ı Milli sınırları içindedir. Mesele Lozan'da sonuca bağlanamayınca, çözümün BM'ye bırakılması kararlaştırılır. BM'nin İngiltere lehindeki kararını önce kabul etmeyen Türkiye, çabalarının sonuçsuz kalması üzerine 5.6.1926'da Ankara Antlaşmasını imzalayarak Musul'u İngiliz mandasındaki Irak'a bırakır. 1920'de Türklere siyasi haklar verilirse de, 1938'den sonra Türkmenler anadilleriyle eğitim-öğretim yapmaktan yoksun bırakılır.

"Her taşı yüz bin cana alınan Kerkük"te, "milli lisanıyla iftihar edenler'in" diyarında gün gelir "aslan yiğitlere kuduz itler saldırır"... Verilen şehitlerin "bin yıl geçse kanı kurumaz" ... "Âteş-i firkat olur Kerkük", "Mum kimin yanar Kerkük"... O yüzdendir ki: "Horyatlar söylenir ağıttan acıklı / Ağıtlar söylenir horyattan yanık"...
"Balinalara özgürlük", "Kaplumbağalara hürriyet" diye bağıranlar, yamyamlar için yırtmadık yerlerini bırakmayanlar, hümanistler - feministler ve daha bilmem neciler sıra Türk'e, Türkmen'e geldi mi taş kesilir, sağır oluverirler.
"Özüm Türk, dilim Türkman" diye feryat eden Türkmenim'e sorarlar: "Türkçeyi nerede öğrendin?..."
Kerküklümün kırıktır kanadı kolu, tuzaklarla doludur yolu. Hayatı olmuştur çile yumağı... Kalleşliklerle doludur sağı solu... Bu yüzdendir ki, gün gelir Zehra Bektaşlar, hürriyet uğrunda, istiklâl yolunda kendisini meş'ale yapar (16 Ekim 1995)... Tıpkı kırım kırım kırılan kuzeydeki yeşil adamız Kırım'da 1978'de Musa Mahmut'un yaptığı gibi...
Dert bir değildir, bin değildir... Saymakla tükenmez. "Unutulmuş Türk menem" diye inleyen burnumuzun dibindeki soydaşlarımızın "terörist" olduğunu Allah'tan korkmadan, kuldan utanmadan iddia eden "aziiiz ve muhtereeem" prof. politikacılar bile görülmüştür. Bugün de Türkmenimin "gösteri yaptığını" ileri süren dilleri kopasıcalar ortaya çıkmıştır.
Kalpsizin iblis girsin obasına, iline; bağrı Türklük için Babagürgür gibi yanmayanın vay hâline, vay hâline...
Kuş bakışıyla bakıp özetlemeye çalıştığımız bu konuda son günlerde yayımlanmış bir eser var: IRAK TÜRKMENLERİ...
Mahir Nakip'in veciz söyleyişiyle: "Kerkük'ün en velut, en yılmaz ve yorulmaz kalemi" Suphi Saatçi hocamızın ilim adamının ciddiyeti, şairin hassasiyeti, bir güzel insanın güzelliklerinin hâkim olduğu bu eseri, sahasında başta gelen çalışmalarından biridir. Hocanın profesör olduktan sonra da neşredilen ilk kitabıdır.
Her iki eser de Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır.
0212 251 03 50


Gaspıralı İsmail Beğ

İsmail Gaspıralı, Türk dünyasının büyük önderidir, ideoloğudur. Örnek gazetecisi ve değerli fikir adamıdır. "Öyle bir dil meydana getireceğim ki, Boğaziçi'ndeki balıkçıyla Kâşgar'daki çoban rahatça anlaşabilecek" diyen yazarıdır. O, aynı zamanda bir hikâyeci ve romancıdır. Edebiyatın nazarî problemleri ve eleştiri konularında önemli görüşler bildiren bir edebiyatçıdır. 63 yıllık ömründe güçlüklerden yılmamış, hak bildiği yolda yürürken sendelememiştir.
İSMAİL GASPIRALI Seçilmiş Eserleri 1 Roman ve Hikâyeleri" başlığını taşıyan bu eser, ilmî ciddiyeti ve ehliyetiyle tanınan Prof. Dr. Yavuz Akpınar ( ve Bayram Orak, Nazım Muradov) tarafından hazırlanmış. Gönül pınarından her zaman pırıl pırıl güzellikler akan Akpınar Hoca "Önsöz"de şöyle söylüyor:
"Türk Dünyasında adından, ideallerinden sıkça söz edilmesine rağmen, İsmail Gaspıralı, eserleri ortada olmayan ve kolayca bulunmayan büyük bir şahsiyettir.
Takip edebildiğimiz kadarıyla İsmail Bey'in düşünce ve yazı hayatı tam 33 yıl sürmüştür. Bu süre içinde kaleme aldığı yazılar, başta Tercüman olmak üzere diğer gazete ve dergilerde veya kendi yayımladığı, ekserisi küçük hacimli kitaplarda yer almış; ancak, bunların büyük bir kısmı zaman içinde çeşitli sebeplerle unutulup gitmiştir.
Elinizde bulunan kitap, İsmail Gaspıralı'nın üç cilt olarak neşredilecek seçilmiş eserlerinin 1'inci cildi olup roman ve hikâyelerini içermektedir. 2'nci ciltte fikrî eserleri, 3'üncü ciltte de Tercüman'daki yazılarından seçmeler yer alacaktır.

Sovyetler Birliği'nin çözülüp dağılmasından sonra, bu devletin yönetimi altında yaşayan Türk boyları, Sovyet döneminde unutturulmuş olan 1917 ihtilâli öncesindeki yakın tarihlerini fikir ve edebiyatlarını büyük bir merak ve istekle araştırmaya başladılar."

Adı gibi kendisi de "Yavuz" olan hocamızın söyledikleri gönüller burkuyor, yürekler yaralıyor:
"Türk dünyası ile şöyle böyle gelişmeye başlayan ilişkiler, birbirimizi ne kadar az tanıdığımızı da ortaya koydu. Arada 10 yıldan çok zaman geçmesine rağmen, birbirimizi tanımada büyük mesafeler kat'ettiğimiz söylenemez. Biraz plânlı, tedbirli ve sağduyulu olabilseydik, aslında şimdiye kadar çok şey yapılabilirdi. Özellikle Türk Dünyasını tanımak ve bu dünyanın insanlarını birbirine yaklaştırmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin Türklük karşısında millî borcu ve vazgeçilmez siyaseti olmalıdır, diye düşünüyoruz.

Eserlerinin yayınlanması, hayatı ve faaliyetlerinin araştırılması gereken şahsiyetlerin başında İsmail Gaspıralı gelir. Çünkü o bütün ömrünü, servetini ve gücünü, Türklüğün, içinde bulunduğu cehaletten kurtulup gelişmesi için harcamıştır. Ortaya koyduğu "modernleşme" ve gelişme projeleri, günümüze de ışık tutacak niteliktedir."

Bu çalışma, alanında şimdiye değin yapılmış olanların en yetkini durumundadır.


- Hüseyin Mümtaz ile Ayhan Yüksel'e -

Nasıl verir bilemem
Bu soruya yanıtı:
Köpeklere battı mı
Osman Ağa anıtı?

Hayatında kimseye
Bartholomeos papaz
Kötülük edemezsin;
Vicdanın olsa biraz.

Gerçek nedir söyleyin
Doğrusunu bileyim
Haliç'teki Fener'in
Papazını seveyim...

Herkes tanıyor onu,
Asla istemez tarif.
Göz doktoru geçinir,
Eşek nallayan herif.

Irak'ta savaş,
Tayyip'te tıraş.
Kerkük'te talan,
Kovboyda yalan.

Desiseyle çevirir,
Her zaman aynı çarkı.
Coni derler adına,
Câni'den yoktur farkı...


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002