Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



UFUK ÖTESİ

 
Ufuk Ötesi

Orada kimse var mı? / Ilgaz BABACAN


Aslında bu yazının başlığını “Ankara’da kimse var mı?” diye koymak daha doğru olurdu... Hem de öyle günübirlik politikaların kaygısıyla değil, yılların birikmiş tortusuyla... Evet, geride bıraktığımız ay Paris’ten Bağdat’a Washington’dan Atina’ya yine bir dizi patırtı kopartıldı aleyhimize... Avrupa Birliği, Rum Kesimi’ne ‘tam üyelik’ payesi verirken, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün payına da ancak karikatürlere konu olabilecek bir üslupla ‘zeytindalı’ düştü. Can vererek, kanımız dökerek kurduğumuz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Enosis’e (kavram bana ait değil) kurban edildi.

Washington, 24 Nisan öncesinde ve sonrasında temcit pilavına dönüşen ‘sözde Ermeni soykırımı’nı tekrar gündeme taşıdı. ABD Kongresi’nin adrenalin kaynağı haline gelen bu konuda da bütün haklılığımıza rağmen, eli kolu bağlı durumdayız. Ne hazin durumdur ki, tarihi belgelere, dağılan ocaklara, toplu mezarlara rağmen biz Ermeniler’in yaptığı katliamı bir türlü dünyaya anlatamadık. Ama onlar, her dönemde zeytinyağı misali suyun üstüne çıktılar...
Paris’in göbeğine ‘sözde soykırım’ anıtı dikilirken, orada katledilen diplomatlarımızı sadece ve sadece üç-beş kişinin anmasını içimiz burkularak izledik. Cannes Film Festivali’ni izlemeyen giden uçaklar dolusu entel-dantel sürüsünü hatırlarsanız, üç beş kişinin düzenlediği tören size de buruk gelecektir. Yoksa, o yiğit vatan evlatlarının (nur içinde yatsınlar) kimsenin hatırlamasına ihtiyacı yok. Paris Belediye Başkanı anıtın açılışında tam bir Fransız riyakarlığı ile niyetlerini ortaya koyarken, “21 yüzyılda Türkler’in suçlanamayacağı” biçiminde abuk sabuk şeyler zırvaladı. Türkçe ifadesiyle “Biz bir halt yedik ama, doğrusu yerinde değildi” demeye getirdi herhalde...
Aynı tarihlerde ‘Paris Kürt Enstitüsü’ meşhur ve meşum Madam’ın himayelerinde bir toplantı düzenledi. Bir kadın bu kadar sevimli olabilir (!), Mitterrand’a gıpta ile bakıyorum. Kadın evi barkı bırakmış, Bekaa Vadisi’nden, Şanzelize Bulvarı’na dek ne kadar Kürt varsa hepsini haklarını koruma derdinde. Başarılı da olmuş hani... Kimin hesabına çalıştığı belli olan enstitünün müdürü ve Madam’ın mahremi olan zat, “AKP içinde 72 Kürt milletvekili var” diyor... Bu net rakam... Bir de bürütü vardır yani... Hani kırmalar, karı tarafından oralı buralı olanlar... Bayağı bir yekun tutuyor... Helal olsun Madam’a
Madam’ı anıp da Roth Hanımefendi’yi atlamak olmaz elbette. O da ülkesinin –pardon ezilen halkların- âli menfaatleri için az ter dökmedi hani... Son olarak yine Ankara’da arz-ı endam etti. Eski DEP’liler’in yeniden yargılanması dolayısıyla başkente geldi. Kapı kapı dolaştı, görüşlerini bildirdi. KKTC’nin sınırları kaldırması karşısında hayli duygulandığı dile getirdi. Çok duygusal, cana yakın ve sıcak kanlı bir hanımcık... Ona da ayrı bir sempati besliyorum. Seviyorum ben bu ‘hak hukuk’ işlerine gönül vermiş insanları ne yapayım... Yemin olsun, küçüğünden bulsam, balkonda havuç artıkları, lahana, pırasa kırıntıları ile besleyeceğim... Ama yok... Öyle insan sevgisiyle dolu ki yüreği, daha bir yorgunluk çayı içemeden Irak’a geçeceğini söyledi. Bizim İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış da kendisine eşlik edecekmiş...
Roth, Bağdat seferine hazırlanadursun... ABD’nin Irak’a tayin ettiği ‘vali’ “Şimdi Kürtler’in zamanı” diye bir girdi lafa, ardından Kerkük’ü Kürt toprağı yaptı. Sonra toparladı: Kem, küm... Lagara, lugara... Bakmayın herifin öyle kara gözlükler ardında bir CIA ajanı gibi durduğuna... O da bir doğa dostu. İnsansever... Melek gibi bir kalp taşıyor. Barzani-Talabani ikilisini koltuklarının altına alıp objektiflere bir gülümsemesi var, değmeyin gitsin...
Evet dostlar, bazı başkentlerde durum bu. Hemen hepsinde hümanizm meltemi... Elindekini, avucundaki paylaşma telaşı... Yardım etme arzusu... (!)
Ankara izlenimlerine gelince... Malum 23 Nisan’ı geride bıraktık. Yoğun ve yorucu bir hafta. Çocukların kostümü, provası... Koltukların miniklere devri... Miniklerin büyük büyük sözleri... Protez dişlerin seramonisi... Portakalı soydum, başucuma koydum, ben bir yalan uydurdum... Duma duma dum...
Aloo, Ankara! Or’da kimse var mı?
Ne? Sesim gelmiyor mu?
Aloo...
Ankaraaa!



ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002