Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



-

 
Ahmet Özdemir

Nisan yağmuru kadar kısa süren hayatımız


Mevsimlerin insan üzerinde etkisi tartışılmaz. Doğum, çocukluk, gençlik, orta yaş ve ihtiyarlık sanki mevsimlerin sıralanışı gibi. Toprağa ilk düşen tohumun yeşerip filizlenmesi, meyve vermesi, olgunlaşması, sararıp solması, insan oğlunun doğumundan ölümüne kadar geçirdiği serüvene ne kadar benziyor.

Mevsimler içinde baharın, doğmak, umutlarla dolmak gibi bir özelliği var. En güzel resimlerin, en güzel şiirlerin, en güzel melodilerin bahardan ilham almasından, ya da bahara armağan edilmesinden doğal ne olabilir ki?
Bir bahar yazısı yazacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Erguvan dallarıyla bezeli bahar yazısını, Mayıs aynıda sunacağım. Şimdi mi? Haydi nostaljiye ve “Nisan Yağmuru” şarkısını mırıldanmaya:

“Nisan yağmuru kadar
Kısa süren hayatımız
Durmaz hiç, saadet arar
Bir sevgiye canım kadar.
Sevgi denen şey yalanmış
Daldan dala konan için
Her çiçeğin balı varmış
Aşk sarhoşu olmak için..”

Evet, nisan yağmurları başladı. Kiminin gönül bahçesinin ortasına bir tatlı hüzün oturtmaz ki nisan yağmurlarında? Kimin damarlarına ilk deli kanın yürüyüşü nisan yağmurlarının altında olmamıştır ki? Gözlerin gözlerde kayboluşu, ellerin ellere kenetlenişi, kalp seslerinin birbirinde yankılanması. Turhan Oğuzbaş’ın Nisan Yağmuru adlı bir şiiri vardı. Bir bölümü şöyleydi:

“Nasıl tutuldum sana bilemezsin
Sırılsıklamım
İliklerime kadar seninle doluyum şimdi
Nisan yağmurum benim, sultanım, yavru ceylanım
Gel otur yanıma ellerimi tut
Gel otur yanıma dudaklarıma yağ serin serin
Adını unuttum şimdi
Sensiz geçen bütün gecelerin”

Eskiler nisan yağmuruna “ab-ı nisan” derlerdi. Rivayetlere göre mi desem, söylencelere göre mi desem, nisan ayında sedefler, deniz dibinden su yüzüne çıkıp, yağmur tanelerini içine alıp. sedef yaparmış.
Geçtiğimiz aylarda, cep telefonuma bir mesaj düştü: “Dertlerimiz kum tanesi kadar küçük, sevinçlerimiz Nisan yağmuru kadar bol olsun. Bu mübarek geceniz sevapla dolsun.” Bu dileğe kim ne diyebilir? Çok geçmeden, bir internet sitesinde “Dertlerin kum tanesi gibi küçük, sevinçlerin Nisan Yağmuru gibi bol olsun. Öylesine mutlu ol ki gözlerinden akan yaş mutlu olmayı bilmeyenlere sadaka olsun” diye yazıyordu.
Abdurrahim Karakoç ‘un dua şiirini hatırladım:

“Kumral saçlarında nisan yağmuru
Yazın ak yüzünden gölgenin moru
Ağzından en serin, hem de en duru
Kayalardan akan kaynaklar öpsün.”

Bilir misiniz, nisan yağmurlarının inanç dünyamızda çokça yeri var. Denir ki:
Nisan yağmuru zemzem suyu gibidir, uğurludur. Nisan yağmurunda ıslanmak insana sağlık verir.

Nisan yağar sap olur, Mayıs yağar göç olur.
Nisan yağmuru; altın araba , gümüş tekerlek.

Erzurumlular, “Arsızın yüzüne it işemiş, ‘Nisan yağmuru yağir’ demiş” derler. Nisan yağmurları, sık sık ama kısa kısa yağarlar. Toprak suya kanar. Çifçimizin yüzünü güldürür. Bereket sunar. “Martta yağsın, yağmasın / Nisanda yağsın dinmesin/ Mayıs öğünsün / Mayısta yağsın yıl öğünsün” diyen köylülerimiz boşuna söylememişler.
Onun için nisan yağmurları hep dört gözle beklenilmiş. Gelmezse eller gökyüzüne açılıp dualar edilmiş. Çocuklarımıza bile “Yağmur” adı verilirken, nisan yağmurlarının, arılığını, temizliğini, doğallığın simgesi olduğunu gözlerimizin önüne getirmişiz. Yeşilliğin, yeniden uyanışın, çiçeğin, böceğin hasılı toprak ananın beklediği vuslat olmuş nisan yağmurları... O mis gibi saçılmış, onunla toprak da buram buram kokmuş. Hayat dolmuş. Bizlere, annemize topladığımız burcu burcu sevgi çiçeklerini yetiştirmiş.
Oktay Rıfat, “Türkan” için yazdığı şiirlerin birinde ne güzel anlatır:

“Sen faydalı nisan yağmuru gibisin
Bereket ve huzur getirirsin şiire
Ebediyet çığrını açtın kadere
Bu baharın ve bu gönlün sahibisin

Nisan yağmurları bazen bardaktan boşalırcasına şaka yaparsa da, çoğunlukla günün ya da “Gecenin bir yerinde ılık ılık. / Cisil cisil yağmur olup baharında, / Filiz filiz sevgilerin üzerine.” yağar. Esin kaynağı olur yüreklerimize. Şiirler yazdırır, türküler yaktırır, şarkılar besteletir. “cama vuran her damlada” eski sevgiliyi anarken o güzelim şarkıyı mırıldanmadan edemezsiniz.
Yazarlarımız, şairlerimiz nisan yağmurlarını o kadar güzel anlatmışlar, o kadar güzel benzetmeler yapmışlar ki. Kimisi “Doğruluk, Erdem, Tanrı sevgisidir Nisan yağmuru gibi serpilirdi gönüllere.” derken, kimisi de “Çöldeki kumlar gibi susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların nisan yağmuru.” deyivermiş.
Bir Kanada atasözünde “Nisan yağmuru Mayıs çiçeği getirir” deniliyor.
Hani mayıs çiçekleri derseniz. Onlar da gelecek yazımızda.










ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002