Kasım 2008

Ö T E S İ

 

06.12.2019 



Gezi

 
Banu Erkmen

Selçuk


Kutsal Anadolu toprakları yüzlerce seferlere, savaşlara sahne oldu. Türkler Anadolu’ya gelip yerleşene kadar istilacılar her şeyi yıkıp, yağmaladılar. Yağmalayamadıklarını ise ileriki yıllarda gizlice kaçırdılar. Anadolu’ya yerleşen Türkler kendilerinden önce yaşayan medeniyetlerin bıraktıklarını değil yakıp yıkmak, bir taşını bile yerinden oynatmadılar. Bilakis sahip çıktılar. Bugün adına süper güç denen kuvvet, Irak’ta sadece savaşmıyor. Babil ve Asur başta olmak üzere o topraklarda yaşamış tüm medeniyetlerin üzerine bomba yağdırıyor.

Irak Devlet müzelerinde saklanan eserlerin üzerine geçen hafta tonlarca bomba yağdı. İnsanlık mirası olan antik kentler, heykeller, kaleler, surlar, tapınaklar dahil tüm açık hava müzeleri yok oluyor. Binlerce yıllık tarihi gözünü kırpmadan yok eden, hoşgörüsüz, sevgisiz, ufuksuz ittifak güçlerinin geçmişi koruyan Türklerin yanında bir hiç olduklarını ispatlamak için sizlere bu ay İzmirin Selçuk’unu anlatacağım.


İzmire bağlı ama Kusadası’na daha yakın, tarihlerin, dönemlerin ve medeniyetlerin kesiştiği bir durak. Bu kadar küçük bir bölgede böylesi tarihi zenginlikleri bir arada görmek oldukça şaşırtıcı ve imtiyazlı. İki tam gününüzü dolu dolu Selçuk’a ayırsanız bile inanın yetmeyecektir

İzmir’e 75 km Kuşadası’na 20 km uzaklıkta bulunan kasabanın üstüne kurulu olduğu topraklar 8 bin yıllık bir geçmiş sahip. İlk yerleşim MÖ 6. bin yıla kadar uzanmakta ve dünyada tarih ardı arkasına kesilmeden en hızlı yaşanmış yerlerden bir tanesi. O kadar geniş bir kültür yelpazesini içinde barındırıyor ki coğrafyasında bulunduğu Anadolu yarımadasının bir özeti sanki. Efes gibi tarihin sayılı kentlerinden biri olan şehri içinde bulundurmanın gururu var her şeyden önce . Sabah serinliğinde yapılacak bir Efes antik kenti ziyareti ile başlanan gezi için en az 3 saati gözden çıkarın. Efesin tarihi, Selçuk’tan daha derindedir. Kuruluşunu bazı tarihçiler MÖ 11. yüzyıla kadar götürmektedir.

Selçuk MÖ 6. yüzyıla kadar batı medeniyetine bugün sahip olduğu gücün ve sosyal yapılanmanın temellerini hazırladı. Daha sonra Atina’ya kayan önemine rağmen bir liman kenti olarak her zaman şaşaalı ve parlak günler yaşadı. Şanı ve zenginliği MÖ 4. yüzyılda Büyük İskender dahil olmak üzere bir çok komutanı cezbedip şehrin el değiştirmesine neden oldu. Bu zenginlik ve ihtişama rağmen deltasına kurulduğu Küçük Menderes nehrinin ihanetine uğradı. Alüvyonları ile limanın ağzını devamlı kapatan ırmak nedeniyle en çok yer değiştiren kentlerden bir tanesi oldu. Bu nedenle ziyaret ettiğinizde göreceksiniz ki bugün bu büyük liman kentinin kalıntıları denizden kilometrelerce uzakta. M.Ö. 2. yy da Romalıların egemenliğiyle başlayan şehirde pek çok yapı yine bu dönemde yapılmıştır. Fazla detaylara girmeden bugün antik kenti gezdiğinizde göreceklerinizi kısaca anlatmak gerekirse iki kapısı bulunan Efes’in üst kapısından girerek alt kapıya doğru düz bir yoldan aşağıya doğru inmeye başlıyorsunuz . Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki 2 – 3 saatinizi vererek gezdiğiniz kent asıl olan şehrin belki yüzde 2’si ya da yüzde 3’ü. 250 bin kişinin yaşadığı anıtlarla dolu zamanının Efes’inden geriye kalan sadece bu işte. Eğer elinizde bir de antik kentlerde bulunan mimari yapıları kısaca açıklayan bir kitap olursa daha zevk alarak gezersiniz. Gişelerden geçtikten sonra şehrin resmi olarak yapılanan bölümüne girersiniz. Agora denilen meydanları solunuza alarak devam ettiğinizde odeon şeklindeki meclis binası, saray binaları, kutsal alanlar derken mermer ana yolda aşağıya doğru inmeye başlarsınız. Binlerce yıllık, üzerinde hala milyonların ayak izleri olan eski antik arabaların tekerlek çizgilerini taşıyan mermer yollar. Bu arada Efesin bir diğer özelliği ise tamamen mermerden yapılan yeryüzündeki pek az şehirden bir tanesi olması. Asıl konumuz Selçuk olduğu için, başlı başına bir yazı konusu olan Efes’i biraz daha az detaylı geçmek gerekiyor şimdilik. Bahsi geçen yolun iki tarafı bir zamanlar şehrin ünlülerinin, sporcularının ve imparator heykellerinin süslediği heykel kaideleri çeşmeler anıtlar ki; Hadrian anıtının üstündeki kabartmalar en az şehir kadar önemli ve sanat değeri yüksektir. Ayrıca bu yol bir zamanlar limana uzanan ana caddedir. Yolun sağa doğru dirsek yaptığı köşede ise sizi bütün ihtişamı ile hala çoğu bölümü ayakta bulunan Celcius kütüphanesinin dış cephesi karşılar. Tarihin en önemli kütüphanelerinden bir tanesidir. Kütüphanenin tam karşısında tarihin en eski aşk evlerinden bir tanesinin kalıntıları vardır ve önemli bir bölümü ayaktadır. Hatta hikayeye göre kütüphane ile arasında bir de tünel bulunmaktadır. İlginç tarafı ise kütüphanede gerçekten böyle bir gizli tünelin olmasıdır. Yolun ilerisindeki bu bölümü işaret eden ayak izi oldukça ünlüdür. Kütüphanenin çaprazında yamaç evleri olarak bilinen zengin tabakanın oturduğu, duvarları freskler (duvar resimleri) ile bezenmiş evler bulunmaktadır ve özel koruma altındadırlar. Yolu tam olarak bitirdiğinizde ise karşınıza Efesin hala bütün ihtişamı ile ayakta bulunan 24 bin kişilik büyük tiyatrosu çıkar. Günümüzde hala uluslararası konserlerin festival çerçevesinde sergilendiği bir anıt eserdir.

Efes turunun ana hatlarını kısaca anlattıktan sonra belirtmemiz gereken Efes denince bilinmesi gerekenin Artemis olduğudur. Dünyanın 7 harikasından biri olan Artemmission, bugün antik şehrin biraz aşağısında, İngiliz çukuru denilen yerde sadece tek sütunu ile ayakta durmaktadır. MÖ 6. yüzyılda yapılan eserin geri kalan kısmının büyük bölümü İngiltere’de British Museum’da sergilenmektedir. Tıpkı bu topraklarda inşa edilen ama 20. asırda Almanya, İngiltere ve Rusya başta olmak üzere yurt dışına kaçırılan Halikarnasos Mouseloumu, Bergama, Zeus Altarı, Truva hazineleri ve diğerleri gibi. Bir kült olarak Anadolu paganizminin en temel taşlarından bir tanesidir Artemisin ismi. Anadolu’da ilk insanın ayağa kalkması ile birlikte inanç, kadın ve analık üzerine odaklanmıştır. İsmi bin yıllar içinde değişse de Efes’te Artemis olarak yazılmıştır. Kadının doğurganlığı erkekler tarafından bir üstünlük ve Tanrıya yakınlık olarak algılanınca gerek sosyal yaşamda, gerekse dini hayatta kadın bereketin getiricisi olarak görüldü. Tanrıçanın adı Artemis tasviri ise Selçuk arkeoloji müzesinde de orijinal hali ile görülen kafasında şehir surlarından taşlar eteğinde Zodyak’ın tüm işaretleri ile bezelidir. Onlarca göğse sahip olması da yine bereketin geldiği yer olduğunun işareti olarak yapılmıştır. Heykellerin bu kadar sağlam olarak günümüze ulaşmasının sebebi, Efeslilerin Hıristiyanlığı kabul etmek zorunda kaldıklarında Hıristiyanların Artemis’e saygısızlık yapmalarını engellemek için onu kendi elleri ile toprağın altına özenle gömmeleridir. Fakat nesiller bilinç altlarına yerleşen ana tanrıçalarını unutmamışlar ve yeni kabul ettikleri dinde tıpkı ana tanrıçanın özelliklerini taşıyan onun gibi bakire, onun gibi koruyucu bir başka imge bulmuşlar ve Meryem’i olabildiğince yüceltmişlerdir. Hz. Meryem’in evinin Efes’te olması tabi ki tesadüf değildir. Bunlar ne kadar spekülatif tezler de olsa, kanıtlanması ya da çürütülmesi kolay olmasa da sadece bir mantık yürütmesi değildir. Çünkü Efes’teki Meryem kilisesinde MS 5. yüzyılda toplanan dini yargıları ortaya koyan ekümenik konsilde Meryem’in varlığı ve tanrısallığı tartışılmış ve Efesliler yine de Meryem’in tanrı doğuran olmadığı konusunda ikna edilememişlerdir.

Selçuk’un tarih içindeki diğer önemli misafirlerinden 2 tanesi aziz Meryem ile buraya geldikleri ve burada öldükleri sanılan Hz. İsa’nın en sevdiği havarilerinden olan st. Jean’dır. Bülbül dağı olarak bilinen tepede Hz. Meryem’in evinin kalıntılarının olduğu sanılır ve kendisi adına yapılmış bir ufak kilise bulunur.1950’lerde Almanyada bir rahibenin 1800’lü yılların sonunda gördüğü bir rüyadan yola çıkan din adamları Selçuk’a kadar gelmişler ve tarihleri Meryem’in yaşamış olabileceği tarihler ile eşdeğer olan bir ev kalıntısını ortaya çıkarmışlardır. Burayı ziyaret edenler hıristiyanların hacı olduklarına inanılır. Genelde çorak ve ağaçsız olan Selçuk bölgesinin ayrıca en yeşil, çam ormanları ile çevrili, en serin durağıdır. St. Jean’ın mezarının ise Ayasuluk tepesinde bulunduğuna inanılır ve adına büyük bir kilise inşa edilmiştir. Büyük bir kısmı yıkıktır. Bu dönemden kalan bir diğer tarihi yer Efes yakınlarındaki 7 Uyurlar mağarasıdır Anadolu’nun pek çok yerinde aynı efsanenin geçtiği varsayılan mağaralardan bir tanesidir. 100 yıl uyuyan 7 kardeş azizin hikayesi ile bağdaştırılan bir mağaradır.
Hıristiyanlık tarihinde yeri olan bu bölgenin isim babası, isminden de anlaşılacağı gibi 13. asırda buraya gelen Selçuklulardır. Onlar bölgeye geldiğinde Selçuk liman kenti önemini kaybetmiş, eski güzel günleri geride kalmış da olsa, Selçukluların torunları olan Aydınoğulları 14. yüzyılda İsabey camisini yaparak buraya, bugünlere kadar ayakta kalmış, sağlam, hala ibadete açık olan bir Selçuklu klasiği olan, ince işçilikli bir anıt ile damgalarını vurmuşlardır. Bunun yanı sıra Selçuk’ta Selçuklulardan kalma hamamlar ve pek çok türbe de bulunmaktadır.

Selçuk’tan ayrılmadan önce son durak akşam saatlerinde portakal ve mandalina bahçelerinin arasında kıvrılan yoldan tepeye çıkılarak varılan eski rum köyü şirincedir. Mümkünse hatta burada kalınmalıdır. Bugün eski rum yapıları restore edilmiş pansiyon ve restoran olarak hizmet vermektedir. Genelde ev yemekleri servis edilmekte ve köyün her yerinde yöresel el işleri satılmaktadır. Köyün eski usul yapılan ev şarapları meşhur büyük şehirlerde satışı olmadığı için sadece buradan bulabilirseniz alın.

Özellikle Kuşadası ve Pamukkale’ ye çok yakın mesafelerde olması nedeniyle Anadolu da en çok gezilmiş ve tanınan turizm bölgesidir. Yazın her gün binlerce ziyaretçi önünde uzun kuyruklar oluşturur. . Dolu dolu geçecek 2-3 gün için kaçın gidin bence Efes ve Selçuk’a.. Efes’te binlerce yıl öncesinin hayallerine ortak olun, İsa bey caminin serin avlusunda durun, biraz Ayasuluk’tan St Jean’ ın yanından şöyle bir bakın Selçuk’a, Şirinceye çıkın günbatımı için. Güneşin batışına ortak olun, güzel yurdumuzun hazineleriyle bir kez daha iftihar edin.



ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002