Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



Köşe Taşı

 
Prof Dr. Ali Osman Özcan

Taklit Dinozorluğu


İnsanoğlu, başkalarının davranışlarından ibret alır. Taklit edeceği davranış başarıya ulaştırıyorsa, taklit edilir; başarısız ise o davranış yapılmaz. Kişi, taklit davranışında hürdür, taklit edeceği davranışa kendisi kara verir. Bebekler, sekizinci aydan başlayarak gerçek davranışlar yerine, onun taklidi olan davranışları yapmaya başlarlar. Uyuyormuş, saklanıyormuş gibi davranışlarla gerçekliği hafızalarında tutarak, hafıza örneğini aynen tekrar etmeye çalışırlar. Taklit, belli bir örneğe benzemeye veya benzetmeye çalışma davranışı olarak tanımlanır. Örneklerin somut olması gerekmez, soyut örnekler de taklit edilir. Taklit, daima bir örnek gerektirir.

Çocuklar, soru sormaya başladıklarında çok ısrarcı olurlar ve mutlaka cevap verilmesini beklerler. Sormak, bir şeyi zihnen öğrenme isteğinin somutlaşması olarak kabul edilebilir. Bu bakımdan “Bilen sorar” diye bir deyim vardır. Çocuk, sorduğu şeyle ilgili zihinsel örnekleri yapılaştırma çabasındadır. Bu örnekler, daha sonra davranış kalıpları olarak kullanılacaktır. Bu ne, şu ne, o ne diye soran çocuk, bunlar arasındaki farkı anlamak istemekte, herhangi birinin üstünlüğünü anlatmada bundan yararlanmayı hedeflemektedir. Böylece çocuk yakın çevresindekilerin yaptığı gibi yapmak, onlara veya canlı cansız şeylere benzemeye çalışarak deneyim alanını genişletmekte, yaşantı alanını zenginleştirmektedir.
Taklit davranışının temeli, “gibi olmak veya olmamak” tır. Gibi edatı benzetmeyi, temsili ifade eder. Bir söz veya düşünceyi aktarmak için de kullanılır. Bir kişi, olay veya konuyla ortak özellikleri olmak ya da manevi düzlemde belli ölçüde ortak özellik taşıma anlamındadır. Benzeyenle benzetilen arasında benzer yönler, ortak özellikler ve nitelikler bulunması da taklitle ilişkilendirilir. Ayrıca birbirinden farklı olmakla birlikte soyut veya somut ortak özellikler taşıyan şeylerle kişiler arasındaki yakınlık, uygunluk ilişkilerinde de taklitten, benzerlikten, gibi olmaktan söz edilebilir. Ancak, taklit edilirken, yanlış tanıma ve yanlış sonuç çıkarma olayları da gözlenebilir.
“Gibi olma veya olmama” olayında hayal ürünü veriler de işe karışır. Gibi olma benzetme ile ilgili olarak sanki ...miş gibiden farklı anlaşılır. Gibi kelimesinde benzetme çok iken, kadar kelimesinde nicelik eklenir, sanki kelimesinde ise, benzetme biraz üstü örtülü olarak ifade edilir. Benzetmelerde abartmalar, aşırılıklar ifadeyi güçlendirir. Ancak kendi kafasına göre, bir şeyi başka bir şeye benzeterek, uydurarak sahtecilik ve kopyacılık hiçbir zaman istenilmez.
18. yüzyıldan bu yana Batı ile ilişkilerimizde, örnek olarak alınan kalkınma çabaları modellerinde daima aldanan taraf olduğumuz açıkça ortadadır. Batılı kurumların örneklerine benzetilerek kurulan kurumların pek çoğu tarih mezarlığında, mezar taşları bile konulmadan yok olmuştur. Bir şeyi başka bir şeye denk tutmak, benzer duruma getirmek, her zaman başarılı sonuçlar vermemekte hatta zarar da verebilmektedir. Taklit eden, daima arkadan gelmeye mahkum olmaktadır. Gerçi Japonya’da sanayileşme ölünce, taklitle başlamış gibi görünmekle beraber, henüz kendini bulma çabası içindedir. Taklitte yanılma payı da büyüktür, bir şey tamamen tersi bir şey savunabilir. Taklitten çok, çözüm yollarını düşünerek, kendimize uygun çözümler bularak ülke sorunlarımızı çözebiliriz. Taşıma suyla değirmen dönmeyeceğini, elden gelenin öğün olmadığını bilerek, taklitle yüklü bilgileri akıl-mantık süzgecinden süzdükten sonra, bunları kendi iç ve dış sorunlarımızla ilişkilendirip, çözümler üretmemiz gerekir.
Benzemeye çalıştığımız Batı uygarlığını taklit, onun içinde erimemize de yol açabilir. Bu yüzden belli bir yere kadar taklit, ondan sonra Türk’ün damgasını vuracak bilgi-teknoloji ve düşünce üretimi ile kimliğimizi koruyabiliriz. 250-300 senedir yaptığımızı yapmaya devam edersek, 100 sene sonra yok oluşumuzun acısına katlanmak zorunda kalabiliriz. Batı ile ilişkilerimizde sadece onlara benzeme üzerine kurduğumuzdan; onların yapacakları bir kaza bizi yok olmaya da götürebilir. Örneğin AB ile olan ilişkilerimizde açık seçik olmayan kapalı ifadelerle genelleştirilerek yazılan metinler yüzünden suçlu duruma düşürülüp tavizler vermeye zorlanabiliriz.
2


“Onlar gibi olalım.” diye kendimizi küçük görmek, büyük adımlar attığımız zaman cesaretimizi kırıcı etki yapabilir. Ordusuna güvenmeyen komutan, savaşı kaybeder. “Avrupalı gibi olmak” kadar, Türk gibi olmayı da unutmayalım. Avrupalılar, tüm sorunlarını çözmüş değiller. Onların da birçok sorunu var. Sadece olumsuzluklarımızı, yetersizliklerimizi görmeyelim. Olumlu taraflarımız, iyi yönlerimiz olduğunu yok saymayalım. Taklitçi, sahteci, kopyacı gibi davranmak bize yakışmaz. Bilim adamından siyasetçiye, ekonomistlerden sanatkarlarımıza, sağlıktan turizme vb. bütün alanlardaki bilgilerimizin de sahte, çalıntı veya kopya olup olmadıklarını tartalım.
Taklit dinozorlarının şimdiye kadar başarılı oldukları söylenemez. Kendi ülkemiz, devletimiz ve milletimiz için dinozorluğa soyunan politikacılar, yönetici, bilim adamlarını çok iyi takip edelim. Bizi kime benzeteceklerini, nasıl benzeteceklerini, niçin benzetmek istediklerini onlardan iyice soralım. Cevaplarını akıl-mantık süzgecinden geçirelim. Düşüncelerini kapalı söyleyip söylemediklerini çok iyi araştıralım. Avrupalıların da kaşıkla verip kepçeyle almak isteyenler olup olmadığını da araştıralım. Hatta Avrupalı Türklerden de soralım. Onların görüşlerine de kulak verelim. Taklit paranoyasına kapılmış dinozor siyasetçilerine tartışmalar yaptıralım. Niyetlerini, dillerinin altındaki baklaları çok iyi öğrenelim ve görelim. Çocuklar, yetişkinleri onlar gibi olmak için taklit ederken; taklit dinozorları onlara benzemek için yol gösterme çabasındakilerdir. Arada çok ince bir farklılık var. 200-300 senedir, Avrupalıları taklit edemedik, onlara benzemeye çalıştık diyebiliriz. Taklidin hür ve güçlü iradesi yerine, benzeme arzusu göstermekle yetindik, arada bir gösterişlere de katıldık ki, Avrupalı sansınlar diye...
Taklit dinozorlarının dedikleriyle değil, hesap kitap bilen, işin ehli olan siyasetçilerin dedikleriyle hareket edelim. AB psikozundan muzdarip olan siyasetçilere de kanmayalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarlarını gözeten kurum ve kuruluşların gösterdiği yolu takip edelim. Bizleri Avrupalılara esir pazarlar gibi satmak isteyenlere de hayır deyip gülüp geçelim.
Kastı ve bilgisi olmadan taklitçilik davranışını onaylayanlara da kulak asmayalım. Hele düşünce ve inancındaki fesat ve fitne çekirdeklerindeki zehirle Avrupa hayranlığı oluşturmak isteyenleri de çok iyi tanıyalım. Her türlü şaibeden uzak bir şekilde işin ehli hukukçuları dediklerini can kulağı ile dinleyelim. Atatürk’ün okuduğu, bizlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’ni bağımlı devlet yapmak isteyenlerin davranış ve tutumlarının Avrupa çığırtkanlığı olduğunu çok iyi anlayalım. Türkiye Cumhuriyeti’nin zarar görmesini gizlice isteyen, kalpleri kin ve nefretle dolu olanların, düşmanlara aleyhimizde bilgiler verenlerin Avrupa papağanı olmaya can atanların oyunlarına gelmeyelim. Zorla benzemek istemiyoruz. Canımız isterse ve biz istersek eşit koşullarda, eşit hukukla gireriz. Ne aldanmak, ne aldatmak isteriz. Yüzümüze gülüp, arkamızdan kuyu kazanların oyununa gelmek istemiyoruz. Türk’ün hür iradesini ipotek altına sokmak isteyenlere bu millet kahraman muamelesi yapmaz ve yapmayacaktır.zararı, karından fazla olan alış-veriş yaptırmaya da kimsenin hakkı yoktur, buna gücü de yetmez...
Avrupalılarla içtenlikle dost olmadan, sır vermeden, sureten güzelce ve nazikane muamelelerde bulunmak daha çok maksada uygundur. Türk milleti, ecdat ve atalarından intikal eden edep ve erdemlere sahip çıkıp saygı gösterme hasleti ile donanmıştır. Taklit dinozorlarını da çok iyi tanımakta ve bilmektedir. Kötü niyetle bağlantılı Avrupalıya benzemek düşüncesi, fayda yerine zarar vericidir. Hodbin siyasetçiler gürültülü atışmalarla puan kazanacaklarını düşünerek, Avrupalı gibi olmayı örneklemeyi pazara çıkarmışlardır. Bu pazarda Türk ve Türkçülük yoktur. Türkiye Cumhuriyeti, kuralları başkaları tarafından konmuş ve her an değişme olasılığı olan kurallar içinde yarışmaya katılmaya zorlanmaktadır. Taklit dinozorlarının istediği de budur. “Avrupalı gibi olmaktansa, Türk olarak kalmak yeğdir.” diyecek cesareti kendimizde bulalım. Bu temel üzerinde politika üretelim. Örnek alan millet değil, örnek olan millet olmak önemlidir. Gibi’lerle, kadar’larla göre’lerle uğraşmayalım.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002