Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Köşe Taşı

 
Prof Dr. Ali Osman Özcan

Göreceli görelelik - İzafiyetin zafiyeti


Düşüncemiz, kavramlar arasında her türlü anlam ilişkisini kuracak sözcükler yardımıyla yapılanır. Düşünme, anlama, hatırda tutma, hayal kurma hatta kuruntular üretme işlemlerinde bu anlam ilişkisini kuran sözcükler kullanılır. Kavramların açığa çıkarılıp genişleten veya sınırlayıp daraltan sözcükler yardımıyla düşüncemiz genişler, büyür veya derinleşir.

Düşüncenin sosyal yönüne baktığımızda; düşünme girişimleri, atılımları ve hamleleri durdurucu bazı manevraları gizli olarak yürüten stratejilerin eğitim-öğretim kurumlarındaki ders kitapları içeriklerinden, görsel ve yazılı basına kadar çok geniş bir alanda uygulandığı görülmekte, düşünen insanların örnekleri hortlak veya hayalet içinde sunulmaktadır. Bu durum, düşünmeyi yüceltici değil alçaltıcı bir etki yapıcı niteliktedir. Parlak düşünceleri ortaya atanlar, sivri zekalı, çok bilmiş hatta deli damgasıyla aşağılanarak, düşünme meydanı çöle dönüştürülmek istenmektedir. Böylece parlak düşünceli olanlar standart alanlara, bilinenlere yönlendirilerek, düşünme merakları uyutulmaya zorlanmaktadır.
Dereyi geçerken at değiştirmek; oyun oynanırken kural değiştirmek, iş işten geçtikten sonra hiç üzüntü ve pişmanlık duymadan sorumluluğu başkalarına yüklemek vb. türde pek çok davranış ve düşünceler marifetmiş gibi kabul ettirilmeye çalışılmaktadır. İbn-ül Emin Mahmut Kemal İnal’ın kendini her gün ziyaretleri ile rahatsız eden birine söylediği: “Her gün bana geleceğine, bir gün de kendine gelsen.” Sözünü anlayabilecek kaç düşünce sahibi vardır. Sanki insanlar, düşüncelerinin kontrollerini başkalarına teslim etmiş, onların yönlendirmesine hazır olarak bekleyen sürüler gibi hareket etmeyi düşüncelerinde benimsemiş gibi davranır bu hale gelmişlerdir. Dalkavukluk, geçer akçe olarak rağbet görmekte, her yer onlara kapılarını açmakta, düşünce kalitesi olmasa da varmış gibi statüleri yükseltilmektedir. Örneğin, bir eylemi gerçekliği suçluya, savcıya, hakime, yasaya ve kamu vicdanına göre değişiyorsa uzlaşma nasıl sağlanabilir? Fizikte doğru olan bir ilkeyi toplumsal alana uygulamaya çalışmak ne kadar akıl karıdır?.. Tarihi mirasın ruhuna fatiha okuyup daha sonra yağmalama eyleminde bulunanlar, geleceğimizi ipotek altına alıcı davranışları sergileyenlerin düşüncelerini hoş karşılamak, göz yummak akıllıca bir davranış mıdır? Türk ulusu hakir görüp, onun şimdiki zamanını değerlendirecek eylem ve etkinlikleri boşa geçirtecek şekilde düzenleyenleri baş tacı mı edelim?.. Onların eylem, etkinlik, davranış ve düşünceleri “kendilerine göre” dir mi diyelim ve susalım mı?..
Göreli düşünce düşüncenin bir türüdür. Lakin zayıf olanın değil güçlü olanın haklı olduğu bir gerçekliğe daha çok pirim verir. Bir şeyi hiç şüphe etmeyecek biçimde öğrenme, düşünce için göreli bir öğrenme kabul edilir. Düşüncenin kendi içindeki tutarlılığı bile, göreli olarak düşünülür. Diğer düşünceleri boğan, çıkarcı bir düşüncenin ta kendisidir. Hatta diğer kültürlerin değerlerin göreliliğini ileri sürerek çıkar sağlamaya meşru zemin hazırlar. Tartışmalarda karşı tarafı susturmak için uydurulmuş bir lütuf olarak da değerlendirebilir. Rakibi haksız çıkarma stratejisinin bir parçasıdır. Güçlünün haklıyı yere serme, onu sömürme ustalığının değişmez ilkesidir. Çifte standart ve iki yüzlülükle tabasbusun altın anahtarıdır. Anlamını çarpıtıp saptırarak, düşünme işlev ve işlemlerinin bağlarını koparmada en etkili bir silahtır.
Ülkemizin jeopolitik, coğrafi, tarihi, içinde bulunduğu koşulları, güçlü ve zayıf noktalarını nicelik ve niteliklerini ve sorulan sorulara verilen cevaplara değerlendirilerek çıkarılan sonuçlar dikkate alındığında; kültürümüzü parçalamak, devletimizi yıkmak isteyenler kendi değişmezlerini göreli kabul etmeyip, haklarımızı göreli kabul etme eğilimiyle hareket ederler. Zorunluluğun yasası yoktur diyerek, çıkarlarını koruyucu düşünceler üretirler.
Ülke olarak varlığımızı koruyabilmemiz, bize sunulan teklifleri karşılaştırarak, çözümleyerek, ayrıntılarına inip sonra birleştirip bütünleştirerek, anlam bağlantı ve ilişkilerini tartarak, içerik ve kapsamlarını kavrayarak hareket etmemize bağlıdır. Kültürümüzü ve değerlerimizi saygısızca yok sayan, saldırgan ve sömürgeci kültürün dayatmalarına görelilik düşüncesiyle karşı çıkamayız. Ümitsiz isek, ümit biziz; çaresiz isek, çare biziz diyecek kadar şerefli davranışları ilke kabul edebiliriz.
Batı kültürüne göre, Batı kültürüne kalırsa, Batı kültürü hesaba alınırsa, göz önünde tutulursa, Batı kültürünün görüşleri gereğince deyip onun çekim alanına girip sürüklenmek ve ilişkileri kör düğüm edip, içinde çıkılamayacak bir duruma getirdikten sonra ağlayıp sızlamak, pişman olmak Türk ulusuna bir şey kazandırmaz. Bunun yerine politik, siyasi, askeri, idari, mali vb. yer alanlarda bilinen ve kaçınılmaz olan sebepleri dikkate alınarak kendi gerçekliğimizi odak noktası yaparak eylem ve etkinliklerde bulunmamız gerekir.
Göreceli görelilik bir düşünme tavrıdır ki, kendi temeline bile güvenmez. Rüzgarın estiği yöne doğru sürüklenir, daima başkalarına bağımlıdır. Kendi gerçekliğine bile kuşkuyla bakar. Olaylar, durumlar ve ilişkiler yumağında şaşırır, düşmanlarından yardım ister. Mandacı, teslimiyetçi düşünce yapıları bu düşünce yapısı içinde yeşerecek, filizlenip büyüyecek bir ortam bulur. Sorun “görenedir görene, köre nedir köre ne” olarak görülebilir. Bakan veya bakar kör olmak marifet değil, gören olmak hünerdir. Her çabada Batı kültürüne bağlanarak, bütün üstün ve yüce özellikler Batıya mal edilerek, ona dayandırılarak, onda temellendirilerek, düşünmeye zorlananlar kendi kimliklerini, kişiliklerini ortaya koyma cesareti gösteremezler. Batıya göre olma halimiz doğu, güney ve kuzeyi görmemizi engelleyici düşünce saplantısı içine girmemize yol açar. Bu durum geçici de olsa körlük hatta tavuk karasına yakalanmak demektir.
Göreceli görelilik düşüncesinin, 18.yy’dan bu yana estirdiği havanın etkisiyle aydınların düşüncelerinde “Batılı ne der, Batılılar bu düşünceyi ayıplar” şeklinde bir düşünme tutumu oluşmuştur. Türk milletinin çıkarına olan görüşleri savunmak, bu ideolojik tutumun ortaya çıkardığı atmosferde zaman geçtikçe zorlaşmıştır. Topluma umut ve cesaret vermekle de sorumlu olan aydın kesim, kendileri umut ve cesaretlerini kaybettiklerinden “ taklidi araştırmalar” yönelmekle minder dışında güreşmeyi, her şeyi eleştirmeyi, çözüm üretmeden akıl vermeyi geçer akçe kabul etmiş gibi görünmektedirler. Oysa ön tekerlek nereye giderse arka tekerlek onu takip edecektir. Baş neredeyse kuyruk da ona yakın olacağından, Batı hayranlığı almış başını gitmekte, kimlik, kimlik sorunu ve kimliğin ortaya çıkardığı kişilik silinmiş gibi görünmektedir.
Türk ulusuna Batıya hedef olarak gösterirken Asya ve Afrika’yı görmezlikten gelip yok saymak, tek yönlü düşünme tutumunu ortaya çıkarmış, düşünce genişliği ve zenginliği yerine bir fakirlik ve darlık durumuyla karşı karşıya kalınmıştır. Atatürk’ün muasır medeniyet seviyesinden sadece Batıyı kastetmediğimiz Türk tarihinin kaynaklarını Orta Asya’da aramak gerektiği şeklindeki yaklaşımını bu görüşün dışında tutmak gerekir. Kastettiğimiz sadece Batılı elbise giymeye heveslenme, Batının elbisesine yama olma, himaye altına saklanma, kimliksizleşme gayretleridir. Üç kıta düşüncesi yerine bir kıta, o da “Avrupa” düşüncesi biçiminde bir hedef çizilmiştir. Örneğin; “Avrupa Birliği’ni görüşlerine uygun olarak... Bu görüşler uyarınca... Avrupa’nın insan hakları, demokrasi ve istekleri gereğince... Avrupalılara bakılırsa... Onların istekleri hesaba katılırsa... Gelişmişlik düzeyleri göz önünde bulundurulursa... Avrupalılara sorulursa... vb. aynı türden ifadelerin kitle iletişim araçları ve aydınlarımız aracılığıyla beyinlere yerleştirildiğini görmek ulusunu seven herkesi üzmektedir.
Türk ulusu can çekişen bir toplum değildir. Yeniden toparlanmak için gücü vardır. onu güçsüz görenler, geçmişte hüsrana uğradıkları gibi gelecekte de uğrayacaklardır. Bu ulus örgütlenme ve yapılanmada çok ustadır. Tehdit ve tehlikeyi sezdiği anda gene örgütlenecektir. Ancak kendisine umut ve cesaret verecek aydınlarına ihtiyacı vardır. Bu aydınların, yabancı düşüncelerin kuyruğuna takılarak gitmeleri yerine, kendi kültürlerini canlandırarak bu kültürün ürettiği düşüncüleri bayrak yapmalarını ister. Düşmanın silahlarını kullanıp, kendi silahını kullanmadan savaşı kazanacak önderlerin, aydınların yolunu beklemektedir.
Sorunlar ortaya çıkmadan; tehdit ve tehlikeler oluşmadan; zarar ve ziyanları, belaları bunlar başına gelmeden önce sezip, haber veren, yol gösterici önder, lider ve yöneticilere her zamankinden daha çok muhtacız. Akıl verenlerin çokluğu sorunun çözümünü kolaylaştırmaz. Hatalardan dönmek ve bunlardan ders almak gerekir. O taktirde sıkıntılar, krizler atlatılır. Tehlikeler ortadan kalkar, zorluklar yaşanır, başarısızlıklar başarıya dönüşür, borçlar ödenir.
Paniğe kapılmadan karşı tarafın niyetlerini kavramak, soğuk kanlılık ve metanetle başarı yolunda yürümek, olayları olmadan önce görebilmek yeteneklerine sahip insanların sayılarını arttırıcı bir eğitim gereklidir. Bu da onlara sunulacak bilgilerin içeriklerine bağlı olarak yapılabilir. Şekil değil, içerik önemlidir. Ziya Paşa’nın dediği gibi: “Gökte yıldız ararken nice Turfa(acemi) müneccim. Gaflet ile görmez kuyuyu rehgüzerinde (yolu üzerinde)” Aydınlarımızın gökte yıldız aramadan önce, önlerindeki kuyuya dikkat etmelerinin daha yararlı olacağını vurgulayan Ziya Paşa, o sanki bugünü dile getiriyor...
Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra dizleri dövmek, aklın başa devşirildiğini gösterilmez. Çok büyük çabalar sonucu, yıprandıktan sonraki başarının da başarı sayılıp sayılmayacağı kuşkuludur. Kurt boynunu ısırdıktan sonra eşeği “bu kurtmuş” demesi, bir anlam ifade etmez. Tehlikeyi, sorunu önceden görüp, tedbirini almak hünerdir. Bile bile lades demek, düşünce körlüğüne işarettir. Tehlikeyi kaynağından tespit edip görüp önlemek ve sonucunu kestirebilmek çok önemli bir yetenektir. Gaflet, dalalet veya hıyanet içinde tehlikeli ortamları, güvenli diye yutturmak, iyi niyet gösterisi olamaz. Herhangi bir düşünce, davranış veya eylemin, bu ulusa ne getirip neler götüreceğinin hesabını yapanlar, bu ulusu gerçekten sevenlerdir. Şeffaflık, bilimsellik, açıklık adına bu ülkenin ve ulusun durumunu düşmanlarına sunanlar bu ulusun da dostu da olamazlar. Zenginliklerimiz, başkalarının hırs ve tamahlarını arttırıcı bir etki yapar, çünkü insanlar bildiklerini ister ve onun için mücadele ederler. Her bilgi herkese açık bilgi olamaz. Her ulusun da gizli bilgileri olması gerekir. Bu gayet doğaldır. Bilimsellik kisvesiyle bu bilgileri ortaya dökmek, kahramanlık değildir.
Sonuç olarak, göreceli görelilik tutumunu düşünce temeli olarak ele alan bir yaklaşımın ulusumuz için faydalı olmadığını söyleyebiliriz. Sorunları çözmek amacıyla eldeki verileri ve bilgileri inceleme, karşılaştırma, gruplama, ayırma ve aralarındaki ilişkilerden yararlanarak düşünceler, çözümler üreterek, ne ve neler olabileceğini önceden kestirebilen insanlarımızın eğitimine önem vermemiz gerekir. Silahın geri tepmesini önlemek için de önlemler almalıyız. Durumun gerektirdiği şekilde kendi ulusumuz lehine, ömrünü harcayabilecek tıynette vatandaşların bu ülke ve ulusu kurtarabileceğini bilelim. Bilim adına bilimsel kavramları istismar edenlerin niyetlerini ve dillerinin altındaki baklaları çok iyi tanıyalım. Zayıf fikrin saldırgan olacağını unutmayalım.


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002