Kasım 2008

Ö T E S İ

 

10.12.2019 



Aykırı Bakış

 
Dr. Yusuf Gedikli

Heybeliada Ruhban Okulu açılmalı mı?


Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar malumdur (Kıbrıs, kıta sahanlığı, FIR hattı, karasuları, Batı Trakya, patrikhane ve sair). Bütün bunların üzerine 1999 başında bir de Öcalan meselesi eklendi ve Yunanistan Türkiye karşısında terörü destekleyen ve terörcüleri barındıran bir ülke olarak çok zor duruma düştü.


17 ağustos 1999 Marmara depremi bütün dünyanın ilgisini Türkiye üzerinde topladı. Bu felaket üzerine Yunanistandan da bir ekip ve bir miktar ayni yardım gönderildi. Toplam olarak 60’dan fazla ülkeden ekip, ayni ve para yardımı yapıldı. Medya bu yardımları abartarak verdi ve Türk insanı belki de kurtarma çalışmalarının çoğunun yabancılar tarafından gerçekleştirildiğini sandı. Halbuki BM Teşkilâtının ilgili bölümünün açıklamasına göre kurtarmaların % 95’ini Türkler gerçekleştirdi. Yine medya batıdan yapılan yardımları abartarak verirken en büyük yardımı yapan Irak hükümetinin 10 milyon dolarlık petrol yardımının üzerinde gereği kadar durmadı.
Daha sonra Yunanistanda meydana gelen depreme giden Türk ekipleri de ilgiyle karşılandı. Böylece her iki millet birbirine sıcak mesajlar gönderdi. Bu durum Abdullah Öcalan yüzünden iyice gerginleşen Türk-Yunan ilişkilerini etkiledi. İki ülkenin resmi yetkilileri dostça demeçler vermeye başladı. Vaziyet milletlerarası arenaya da aksetti. ABD, Kıbrıs için kolları sıvadı. AB, Türkiye’yi adaylığa kabul edeceği mesajları vermeye başladı.
Bütün bunlar Yunanistan için bir can simidi oldu. Zira bu ülke az önce söylendiği gibi Öcalan meselesinden dolayı Türkiye ve dünya kamu oyu önünde çok zor duruma düşmüştü. Yunanistan her zamanki fırsatçılığıyla bu handikabı büyük bir maharetle aşmış, dostluğu menfaate tahvil etme noktasına gelmiş, Türkiyeden bazı jestler, mesela Heybeliada ruhban okulunun açılmasını beklemeye başlamıştır.

Camisiz Atina
Atinada bir tane caminin olmadığını geçen defa yazmıştık. Gerçi Yunan meclisi 21 haziran 2000 tarihinde Atinanın 30 kilometre dışındaki bir yere cami yapılmasını “mecburen” onaylamıştır. Zira 2004 Atina olimpiyatları için bir ibadet yerinin olması uluslararası kaidelere göre “mecburidir.”
Dikkat edilirse cami Atinanın içine değil, 30 km. dışına yapılmaktadır. Çünkü Yunanlının Atinanın içinde camiye tahammülü yoktur.
Yunan meclisindeki oylamaya 100 milletvekili katılmış, bunların 39’u red, 55’i evet oyu vermiştir. Ortodoks kilisesi ve bazı çevreler “mecburiyet”e rağmen tepki göstermişlerdir. Cami, Suudi Arabistan ve Kuveyt tarafından finanse edilecektir.
Türk egemenliğinde 4 asırdan fazla kalan Yunanistanda ve bu arada Atinada inşa edilen binlerce cami ya yıkılmış, ya da kaderine terkedilmiştir.
Yunanistanda haziran ayında hükümetin AB standartlarına uymak için nüfus cüzdanlarından din hanesini çıkartmak istemesi de büyük tepki ve gösterilere sebep olmuştur (NTV, 21 haziran 2000, saat 20.00 ana haber bülteni).
Yine geçenlerde yazdığımız gibi ABD yayınladığı insan hakları raporunda Atinadaki 20 bin Müslümanın camisi ve din adamı olmadığını vurguladı (Aydınlık, 10 mart 2002, 20. s.).
Şimdi Heybeliada ruhban okulu hakkındaki fikrimizi beyana geçebiliriz.

6. Heybeliada ruhban okulu açılmalı mıdır?
Bize göre açılmamalıdır. Çünkü okulun açılması aşağıdaki göstereceğimiz bir çok sakıncayı beraberinde getirecektir. Bu bakımdan okulun açılmasına direnmek lazımdır. Bu isteğe karşı direnecek gerekçelerimiz vardır. Şöyle ki:
Bir kere Türkiyedeki Rum cemaati çok azalmıştır. Bazı kaynaklara göre 2.000 (iki bin), bazı kaynaklara göre 4.000 (dört bin)’dir. Bu kadar kişi için bir okul açılmasına ihtiyaç yoktur. Ermeni cemaatinin yaptığı gibi mevcut kiliselerde verilen eğitim yeterlidir. Üstelik günümüzde Gökçeadadaki Marianti Sözde olayında olduğu gibi bazı Rum vatandaşlarımız cenazelerini İslami kurallara göre gömdürmektedir (Sabah, 30 ekim 1999, 2. s.).
Türkiye ırk, dil, din ve mezhep bakımından bir tür mozaiktir. Eğer ruhban okulu açılırsa, özel okul olarak açılacaktır. Bu durumda Ermeni, Süryani, Türk Ortodoks, Katolik, Protestan, Yehova Şahitleri, Bahailer, Babiler ve benzeri bir sürü din, mezhep, tarikat, gurup vs. aynı isteklerle karşımıza çıkacaktır. Çünkü bu, onlara bir emsal teşkil edecektir. Ülkemiz demokratik bir ülke olduğu ve bu cemaatler dışarıdan desteklenecekleri için, isteklere karşı çıkmak zor, hatta imkânsız olacaktır. Böyle bir durum Türkiyede halen mevcut olan Hıristiyanlık propagandasını da arttıracaktır. Neticede Türk toplumu dinsel yönden parçalanacak ve huzursuzluklar, çatışmalar, çekişmeler, tartışmalar yaşanacaktır. Zaten ülkemizin yeteri kadar derdi mevcuttur. Bunlara yeni dertlerin eklenmesine lüzum yoktur. Hepsinden önemlisi laik bir ülkede kanuni yönden bunlara müsaade etmek nasıl mümkün olacaktır?
İşin daha da katmerli sakıncalar içeren yanı Türkiyedeki İslam mezhep, tarikat ve guruplarının da özel okul istekleriyle karşımıza çıkabilecekleridir. Zaten Alevi vatandaşlarımız böyle bir talepte bulunmaktadır. İleride Şiiler, Nusayriler vs. guruplar da böyle bir istek yaptıkları takdirde bunlara karşı nasıl durulabilecektir? Neticede böyle bir karar her bakımdan Pandoranın kutusudur.
Patrikhanenin nihai hedefi Vatikanvari bir devlete ulaşmaktır. Ancak patrikhanenin Vatikan olması da mümkün değildir. Zira Türkiye laik bir ülkedir ve dinî kıstaslara göre herhangi bir siyasi-idari teşekkül oluşturulamaz. Patrikhaneye özel okul, özerklik ve Vatikanvari (olmaz ama olduğunu var sayalım) yer tahsis edildiği takdirde, Müslümanlara da benzeri okul, özerklik ve Vatikanvari halifelik merkezi talep etme hakkı doğacaktır (1999’da Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay başkanlarının konuşmalarını hatırlayalım).
Bizce Türkiye şimdiye kadar nasıl direndiyse, yine direnmeye devam etmelidir. Bunun için de elimizde tutarlı ve demokratik gerekçe vardır. O da şudur:
Bilindiği üzre batı ülkeleri demosa, yani halka, kamuoyuna büyük önem verirler, onu dikkate almadan yapamazlar. Biz de onlara bu hususta Türkiyenin yukarıda saydığımız zorlukları olduğunu, kamuoyunun bu konuda hassas bulunduğunu, iktidardaki partilerin oy kaybına uğrayacağını (üstüne üstlük milliyetçi bir parti bugün iktidar ortağıdır) söyleyeceğiz. Kanuni gerekçeleri, Batı Trakyadaki durumu da buna ilave edeceğiz. Böyle yaptığımız takdirde kanaatimizce hiç bir şey diyemeyeceklerdir.
7. Her şeye rağmen okul açılacaksa hangi şartlarla açılabilir?
Laik Türkiyede devlet Müslüman din adamı yetiştirme işini nasıl yerine getiriyorsa, Hıristiyan din adamı yetiştirme işini de yerine getirebilir. Dolayısıyla Hıristiyan din adamları da devletin açacağı okullarda yetiştirilebilir. Devletin açacağı böyle bir okuldan dışarıdaki ortodoks Türkler (Gagoğuzlar, Çuvaşlar, Yakutlar ve saire) de yararlanma imkânına kavuşmuş olur. Dışarıdaki ortodoks Türklere Türkiyede din adamı yetiştirildiği takdirde Türkiyeye yakınlık duyacakları tabiidir. Bu da Moldova, Ukrayna, bilhassa Rusya gibi ülkelerde bir nevi lobi demektir.
Bu şekilde bir okul, üniversitelerimizin herhangi birinde mevcut olan ilahiyat fakültelerine bir Hıristiyan ilahiyatı bölümü ilave edilmesiyle mümkün olabilir. Böylece eğitim ve diğer faaliyetler de kontrol edilmiş olur.
Okulun öğretim elemanları Türk vatandaşlarından meydana gelmelidir.
Kısaca okulun öğretim ve eğitim işi kesinlikle ve kesinlikle devletin elinde olmalıdır (Suret-i kat’iyede özel üniversitelerin, vakıfların, yarı resmi kuruluşların elinde olmamalıdır). Aksi takdirde bir çok mahzurlar ortaya çıkacaktır.
8. Sonuç
Türkler duygusal bir millettir. Çabuk kızar, çabuk öfkelenir, çabuk düşman olurlar. Ancak aynı şekilde tez sakinleşir, kolay ve çabuk dost olurlar. Yunanlılar da Türklere benzer. Onları da duygusal olarak nitelemek mümkündür. Lakin onların Türklerden ayrılan bir hususiyetleri, Çinliler ve İngilizler gibi doğuştan diplomasi kabiliyetine sahip olmalarıdır. Bu hususiyetleri Doğu Roma (Bizans) devrinden günümüze kadar süregelmiştir.
Tarih şunu göstermiştir ki Türklere zorla bir şey empoze ettirilemez. Depremden sonraki durum, zorla bir şey kabul ettirilemeyen Türklere güya iyilikle bir şey kabul ettirme havasını vermektedir.
Şimdi bu dostluk havasını hemen menfaate tahvil etmeye çalışan Yunanistan anlaşılan Heybeliada ruhban okulunun açılması yönünde umut besliyor (Daha önce basından izlediğimiz okulun açılma haberlerini 26 ekim 1999 sabahı televizyonlardan da dinledik. Atina muhabiri Yorgo Kırbakinin verdiği bilgilere göre Yunanistan Türkiyeden jestler beklemektedir ve bunlardan biri de Heybeliada ruhban okulunun açılmasıdır. NTV, 08.00 haberleri).
Bu tam manasıyla tipik Yunan politikası ve salam taktiğidir. Salamın ucunu gösterip hiç bir şey vermeden bir şey almaktır (Batı Trakyada ders kitaplarına izin verilmesi ruhban okuluyla eşit derecede bir taviz değildir). Peki sonra ne olacak? Heybeliadayı açınca Yunanistan karşılığında bir şey mi verecek? Kesinlikle hayır! Sadece daha fazla isteyecek ve yine salamın ucunu gösterip verir gibi yaparak, “verirsen ben de karşılığını veririm” havasına bürünecek. Biz de verecek diye bekleyeceğiz, bekleyeceğiz ve sonunda hiç bir şey elde edemediğimizi hayretle, üzüntüyle, kendimize olan saygımız zedelenmiş halde göreceğiz. Özetle her seferinde biraz salam ve sonunda Avrupa Birliğine girişe red.
Atatürkün bir sözü mealen şöyledir: “Milletlerarası münasebetlerde merhamete yer yoktur.” Bu vecizeyi göz önüne alarak, “Yunanistan ve Avrupa deprem dolayısıyla bize acıdı, bizi AB’ye alacak” şeklinde düşünmek doğru değildir? Bu tür düşünceler safdilliktir. Herkesin bildiği gibi AB’ye giriş “uzun ince bir yoldur.” Bugün “alacağız” derler, yarın “üyeliğinizi askıya aldık” derler. Zaten Almanya 28 ekim 1999’da Fischer vasıtasıyla Türkiye’nin AB’ye hazır olmadığını söyleyerek baklayı ağzından çıkarmıştır.
Özet olarak Yunanlıların ve batılıların politikalarına güvenip jestler, tavizler, hele hele karşılıksız jestler ve tavizler vermeyelim. Zira tavizin sonu gelmez. Bir şey veriyorsak hiç olmazsa eşitini alalım da verelim. İç ve dış propaganda ve baskılara boyun eğip hatalar yapmayalım. Yoksa Mora isyanı sırasında 2. Mahmudu yanıltan divan-ı hümayun başkâtibi Halet Efendinin haline düşeriz ki tarih, toplum ve vicdanımız bizi bağışlamaz (Halet Efendi, Fenerli Rum beyleriyle olan dostluklarına binaen isyan hakkındaki soruşturmalarda hadiseyi ört bas etmeye çalışmış, padişahı sürekli yanıltmış, dolayısıyla isyanın başarılı olmasına meydan vermiş, bu fiillerini hayatıyla ödemişti).
Şunu da unutmayalım: Bütün dünya gibi Avrupa ve özellikle Yunanistan da, dış politikada Makyavelizme ve çifte standarda sahiptir. Umarız Türkiye duygusal davranmaz (1 kasım 1999-25 haziran 2002).


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002