Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



Düşün/ce

 
Olcay Yazıcı

"İnsanın ‘mirâcı' düşüncedir"


Kitap medeniyetinden internet muhabbetine... “İnsanın ‘mirâcı' düşüncedir.”

“Ben kuş dilin bilirim, söyler Süleyman bana!”
Ansızın, sabahın sihirli ışıklarıyla birlikte bizim Yunus’un bu beyti düştü hafızama. Sûfî bir ilahî gibi yankılandı, yansılandı ruhumun derinliklerinde.
Bilişin, beşer için daha ötesi olmayan son sınırıydı bu sanki:
“Ben kuş dilin bilirim, söyler Süleyman bana!”
Sözde “iletişim çağı”nın, dar kapsam alanına mahkûm; hissiz, ufuksuz ve derinliksiz beyinleri; sözün, sezginin ve metaforlar dünyasının gönüldeki “iç fethini”, “iç uzayını” kavrayabilirler mi acaba? Yoksa “çağdışı bir söylem” diye mi nitelerler?
Fakat, birileri onlara anlatmalı ki: efendiler, toplumlar teknik ve maddî gelişmişliklerinden ziyade, efsane ve menkıbeleri ile yaşar. Bu sayede “dirlik-düzenlik ve dahi esenlik içinde” olurlar!
“Ben kuş dilin bilirim, söyler Süleyman bana!”
Kelimelerin kelimelere temasından aydınlık bir şimşek çaktı beynimde.
Kelâmın ulvî ateşi tutuştu içimde. Şükür ki, söz ölmüş değil. O ezelde var idi ve ebedîyen var olacaktı.
Aldırmayın, sözde iletişim çağının, fikir fakiri şaşaasına! Cep telefonlarının cızırtılı, ahlâk yoksulu diyalogları, bu ruh yüceliğini asla köreltemez ve beşerin hafızasından silemez. Çünkü kelâmın ve kalemin kutsallığı var. Çünkü “Kitap medeniyeti”nin hükmü sonsuza kadar geçerli olacaktır. Çünkü sözün hikmeti, yaratanın emri yüklenmiştir insanoğlunun genlerine. Ezelî ve ebedî kimyamıza hükmedemezler ya!
Bırakınız kullansınlar, bırakınız oyalansınlar çağdaş oyuncaklarıyla...
“Ben kuş dilin bilirim, söyler Süleyman bana!”
İşte sözlerin sözü. İşte kelimenin büyüsü. İşte mücerredin ve mecazî oluşumların gücü. İşte mânâmızı var eden, beynimize yazılan kader-kimlik!
İletişim dünyasının, metafizikten cırcırböceği kadar habersiz bireyleri, peki sözün erdemini, soyutun güzelliğini ve sonsuzluğunu size kim öğretecek? İletişim çağının, mutsuz, muştusuz, yarınsız beyleri. Bilseniz, ne trajik bir son bekliyor sizleri!
***
“Ben kuş dilin bilirim, söyler Süleyman bana!”
Ruhum birden gök ekince, bulut hafifliğince yeğnildi, ferahladı, açıldı. Ufuk, derinlik ve mânâ kazandı var oluşum. Gökyüzüne ağdı. Yer çekiminden âzat oldu. Bu yeni oluşum karşısında kâinatın sırları çözüldü sanki.
Korunmuş, hıfz edilmiş levhadaki insan macerasını görüp, alın yazısını okudum birden. Füsunlu bir ruh esenliği kuşattı sahramızı.“Bürüyen kaside” gibi bir beytin beynimde araladığı semavî pencereden kanatlanıp, ötelere sefer eyledim. Kutlu bir sağanak altında arındım, tazelendim, dirildim!
İşte ben bu sözün, bu söze derinlik ve sonrasızlık boyutu kazandıran iklimin, irfanın insanıyım! Bu nizamın, bu terkibin mensubuyum.
Bilinmezi kavrama arzusuyla tutuşan idrakimi, elektro manyetik bir ekrana hapsedemem. Mistik tecrübem ve sürrealist tecessüsüm, İnternet siteleriyle, web sayfalarıyla; chat odalarındaki dişlek manzarayla asla kana/bilemez.
AŞK KİTABIN OKURUZ
“Evliya safâ-nazar edeli günden beri/Hâsıl oldu Yunus’a her ne ki olasıdır” hikmetinin muhatabı için, yeryüzünde can sıkıntısından söz edilebilir mi?
Aşk Kitabını okuyunca ufku açılır idrakimin. Gönlüm yedi kat semalara kanatlanır. Tay-i zaman eylerim. Esenlik diyarına, emin beldeye, devr-i dilâraya hicret eyler düşüncem. Derviş Yunus’umuzun dediği gibi:
“Biz tâlib-i ilmleriz aşk kitabın okuruz!”
Cemil Meriç’in dediği gibi:
“Deha kütüphaneden çıkar”, internet cafe’den değil.
***
İnsanın “miracı” düşüncedir. Onunla yükselir, onunla yücelir. Sırların “sırrı” okumakla çözülür. Bundan ötürüdür ki, şair:
“Okumak...okumak.../Oku, çözülsün yumak!O.Y.” demiş.
Sen kendi trajik durumundan habersiz, malumat yığınına ulaşmayı ve kemiyet muhasebeciliğini marifet mi sanıyorsun?
Bütün zamanlarda insanın biricik arzusu ve tecessüsü “mücerrede”, âli olana ulaşmaktır. Tezahürler seyrangâhı olan kâinatta, internet sitesinde oyalanmak ve bununla yetinmek, ancak vukufsuz-ufuksuz aklın işidir, derin düşünce sahiplerinin değil.
***
Açıkçası, İnternet dünyası benim için pek “net” değil. Puslu. Bulanık ve kuşkularla çevrili. Dünyevî bazı kolaylıklar sağlasa da, etik açıdan tekin değil. Şunu ehemmiyetle belirtelim ki, bizim medeniyetimiz, her şeyden önce bir
“kitap ve kâğıt medeniyetidir.” Buradan, teknolojik çağa ve internet’in kemiyete kurgulu dünyasına (üstelik Batı’daki oluşma ve gelişme sürecini yaşamadan) acemice bir geçiş; kültür atlasımızda yırtılmalara, medeniyet çizgimizde kırılmalara yol açtı.
Ben hâlâ kültürün, bilginin; üsluplu yaşama tarzı, haysiyetli bir üst-kimlik oluşturabilmenin, “kemâle ermenin” vazgeçilmez ana kaynağının/biricik şartının yazılı kültür, yani “kitap” olduğuna inanıyorum.
Çünkü, insanı“terbiye eden” ve ona azgınlıkları dizginleme, maddeden bağımsız düşünebilme melekesi kazandıran; onu “varlığın mahiyeti” hakkında bilgi sahibi kılan yazılı kültürdür/kitaplardır.
Bilgisayar ekranından metin ve madde tıklamakla, derin ve yoğun bir kültür elde edilemez, sofistike bir çağın şifresi çözülemez. Hikmete ve alp erenliğe ulaşılamaz. Düşünce ufku genişletilemez.
Hiçbir eziklik ve eksiklik duygusuna kapılmadan itiraf ediyorum ki: Network ne demektir bilmiyorum. (Fakat ön sezilerim, birileri birilerini tuzağa düşürmek için küresel bir menfaat ağı örüyor galiba diyor bana!) Mikroçip neyin karşılığı haberim yok. Haber portalı ile kast edilen nedir kestiremiyorum. Balzac’ın “Vadideki Zambak”ını, “Menekşeli Vadi”yi biliyorum da, esrarengiz ve bilimsel Silikon Vadisi’nde neler oluyor, neler üretiliyor; bu üretilenler insanın kemale ermesine, kötülüklerden/yırtıcılıklardan arınmasına, ruh yüceliğine kavuşmasına ne kadar katkı sağlıyor, doğrusu bilemiyorum.
ASIL OLAN İNSANDIR
Yıllar önce başlamıştı teknolojiyi ve onun yaldızlı ürünlerini kutsama hastalığı. Bu da, kıt akıllılar için geçerliydi. Çünkü, eşyanın künhüne inip, onun hükmünü, insan hayatındaki yerini bilen, muhakemesi nesnel olanla sınırlı kalmayan kişi; maddenin hiçbir görüntüsünü yüceltip, insanın önüne/üzerine çıkarmaz. Bilir ki, eşya vasıta, asıl olun insandır.
Bilgisayarların büyük rağbet gördüğü yıllarda, “Bilgiyi benim ümmi ninem de sayar. Mühim olan, oluşlar üzerinde tefekkür ederek, yeni ve özgün bir bilgi üretmektir” diye yazmıştım. Köprülerin altından çok sular geçti ve ülkemiz dev bir teknoloji pazarına, daha sonra da mezarlığına dönüştü.
O dönemde, çağrı cihazlarını beline takanların görgüsüzlüğünden; cep telefonu denilen çağdaş aletin ilkel şekilde kullanıldığı bugünlere geldik.
“Düşünüyorum o halde varım” öz deyişi, post-modern değişmeyle birlikte maziye karıştı. Şimdi sokaktaki adam için tek geçerli söz:
“Cep telefonum var, o halde üstün ve farklıyım!”
Şahsiyetini bulamamış ham hâlleri ve terbiye edilmemiş kuruntularıyla, bulundukları ortama sosyal kirlilik yayan bu “baz” kafalı “teknoloji mankurtları”; kullandıkları elektronik cihazları “üstünlüğün/saygınlığın/itibarın tek belirleyici unsuru” sanarak; “bizim, ayrıca mücerret değerlerle donanmamıza ve bir kişilik performansı göstermemize gerek yok!” vehmine kapılıyor.
Her ne kadar, iyi de efendim, birikimi, bilgiler arası münasebeti kurarak, kullanarak bir düşünce harmanlaması yapamadıktan; yeni bir yoruma, yeni bir önermeye; insanlık için faydalı bir teklife/terkibe varamadıktan sonra, ekranda bilgi kaynaklarının maddelerini tıklamak; kitap listelerinin çetelesini tutmak neye yarar ki, deseniz; mekanik ve metalik bakışlarla sizi süzerler.
Öyle bir “tuş”a gelirsiniz ki, çağdaş aforizmalar üreten(!) bilge-kokoreççiler bile güler halinize!
EĞLENCE İNTERNETTE
Bakışlarım ansızın bir dükkan önündeki reklam panosuna ilişti:
“Eğlence internette/siz neredesiniz?” diye yazıyordu iri ve renkli puntolarla.
Demek ki, teknoloji harikası ve bilgi çağının alameti farikası internet sayesinde güle-oynaya bilgiye ulaşmak, kadim feylesoflar kervanına dahil olmak çok kolay hale gelmiş de haberimiz yok.
Entelektüel muhalefetimi ve eleştirel aklımı kışkırtan bu popülist cümle, beynimin içinde yankılanıp durdu:
“Eğlence internette/siz neredesiniz?”
Düşündüm: Neden sadece ve özellikle “eğlence” vurgulanmış? (Hani bilgi çağı diyorlardı yaşadığımız yüzyıla?) Klasik telâkkilere göre bilgiye ulaşmanın ağır bedeli, sıradan insanların katlanamayacağı büyük çilesi vardır. O yüzden, Batılı ve Doğulu klasik telakkiye göre: “Bilgi azaptır!”
Demek ki, yeni zamanların metodu eğlenerek, öğrenmek!. Zahmetsizce “erişim!”
Düşündüm: Sahi ben neredeyim? İnternet’te olmadığıma göre, kısır, verimsiz, ve iptidaî bir hayat mı yaşıyorum yoksa?
İronik ve iğneleyici cümleler oluştu zihnimde:
Siz eğlenin efendiler, ben kutsal metinleri asıllarından okumaya ve düşünmeye gidiyorum. (Sahi, kim sormuştu o çıldırtan soruyu: Gazâlî’nin, İbn-i Sinâ’nın, Mevlânâ’nın, Goethe’nin, Sehakespeare’in, Dostoyevski’nin v.d. bilgisayarı mı vardı?) Ya da interneti kullananlar arasından hangi bilge, hangi deha çıktı bugüne kadar?
Vasat bilginin elden ele dolaştığı bu vasatta, vasatı aşacak üstün-idrak ne zaman yetişecekti acaba? Yoksa, internet furyası ile birlikte irfan adamı, kitap medeniyeti, yazılı kültürün ehemmiyeti tarihe mi karışıyor? Ve en önemlisi, bilgeler çağı kapanıyor, “teknolojik mankurtlar” çağı mı başlıyor dersiniz?
YAZILI KÜLTÜRÜN ESRARIYLA Düşünen insan olarak, yapmam gerekeni, olmam gerekeni, kalabalığa, mitleştirilen makineye, teknolojik tapınmaya rağmen, zihnimde egzersiz yapmaya devam ettim:
Siz eğlenin efendiler, (aslında, çağdaş köleler), ben Mesnevî’yi, Sefiller’i, Suç ve Ceza’yı, Gariplerin Kitabı’nı, Ariflerin Menkıbeleri’ni ve Işık Doğu’dan Gelir’i eğlenerek değil, fikir sancısı çekerek hıfz etmeye gidiyorum.
Siz, ekran başında birbirinize sahte kimliklerle, erotik replikler geçmeye devam edin. Ben soyut düşüncenin ve kalbî sezgilerin, ermişlere has mukaddes azabını çekmeye; insanın büyük macerasını derinden kavramaya; âlemler arası muhayyel yolculukların mistik heyecanının yaşamaya gidiyorum.
Biliniz ki, oyalanıp eğlendiğiniz “sanal dünya”, insanın binlerce yıllık yükselme ve yücelme serüveni yanında çok sıradan, çok “banal!” kalıyor.
***
Söyler misiniz, överek göklere çıkardığınız ve ritüel bir tutkuyla tapındığınız makine, ne kadar gelişirse gelişsin acımayı, hüzünlenmeyi, kederli bir kalbe merhamet duymayı/bir gönlü kırığa yoldaş olmayı ve Yunus Emre’nin ‘câna şifa’ mısralarından uhrevî zevk almayı bilebilecek mi?
Sorgusuz-sualsiz, tüketim ekonomisinin ve globalleşme/küreselleşme emperyalizminin metalik maketine eklemlenmek; bu “global köy”ün, bu sömürü pazarının “aptal bir tüketicisi” durumuna düşmek, “eşref-i mahlûkat” ve “zübde-i âlem” olan insana yakışmaz!
Teknolojiyi insanlığın faydasına kullanmaya evet, fakat onun kölesi olmaya hayır!
En modern teknoloji ürünü bile sonunda hurdaya/maddenin mezarlığına atılır. Oysa, arz ve sema yerinde durdukça, yazılı kültürün ve mânâ medeniyetinin esrarı, esenliği eskimez.
Kitap ve kâğıt medeniyetinden, internet muhabbetine kesin ve keskin bir geçiş yapmadan önce, iyi düşünmek gerekir!
Asla unutulmamalı ki, yeryüzünün efendisi insandır!


ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002