Kasım 2008

Ö T E S İ

 

16.12.2019 



Gezi

 
Banu Erkmen

Ürgüp Göreme


“..... Evrenin ruhunun vadilerde eteklerini sürüyerek dolaştığı tek kişilik bir gezi masalı...” Toprağın ruhunun beden kazandığı kayıp halkların bölgesi Kapadokya, bir zamanlar bozkırlarında özgürce koşan kısrakların hâlâ nal seslerinin duyulduğu güzel atlar ülkesi.

Günün aydınlığının yerine toprağın altında, kayaların içinde bitmek bilmez mağaralar labirentinde yaşamış Anadolu’nun tüm kaçaklarının hikâyesi. Özgürlüğü olmayan, canını kurtarmak isteyen, inancını koruma ve yayma kaygısında olan; Mezopotamya’dan, Kudüs’ten, Ortadoğu’dan sürülen tüm kaçakları ketumca saklayan, toprağının altında cömertçe besleyen cesur bölge.
Kapadokya ile bu aşkı yaşayabilmek için gezi mutlaka tek başına yaşanmalıdır. Sizin de içinde kaybolmanıza izin verecek ve kendisine sığınan herkesi olduğu gibi koruyacaktır.
Bugün turistik değer taşıyan kasabaların dışında coğrafyası harita üzerinde çok daha geniş bir bölge burası. Aksaray, Kayseri, Niğde, Kırşehir’i içine almasına rağmen zenginliklerini en fazla göz önüne çıkardığı yer. Avanos, Ürgüp, Göreme etrafındaki bitmek bilmez peri bacaları ormanı. Perilerin bacaları bir zamanlar bir peri kızıyla insanoğlu arasında yaşandığına inanılan bir aşk efsanesinden günümüze kalmış yadigâr bir isim.
Beklentiniz ne olursa olsun size sunacağı bir şeylere mutlaka rastlayacaksınız. Çevreyi tanımak ve anlamak için önce coğrafi geçmişini çözmeye başlamak gerek. Dünyanın hiçbir yerinde karşılaşamayacağınız yer üstü şekilleri, akarsuların son hallerini verdiği devasa deprem çatlaklarından oluşan vadiler ve kendini işlemesi için tamamen doğaya teslim olmuş toprak ana, 10 milyon yıllık bir hikâyenin kahramanlarıdır. 10 milyon yıl önce patlamaya başlayan bölgenin üç yaramaz çocuğu Hasan, Güllü ve Erciyes dağları aralarında bir tuz gölü olan üçgen bölgeyi lav ve kül ile doldurmuş ve milyonlarca yıl süren bir yandan donma, bir yandan depremler, parçalanma, çatlama ve aşınma süreci sonucunda doğa Kapadokya’da kendi resmini ortaya çıkarmış. Ardından binlerce yıl sabırla saklayacağı kavimleri beklemeye başlamış. Günümüzden 10 bin yıl önce ilk insanın, 5 bin yıl önce ilk medeniyetin burada hayat bulmasıyla Kapadokya tarihinin ilk ilmekleri atılmış.
Bölge tarihini görebilmek için gözlerin çok daha derine, kayaların arkasına, yerin altına bakması gerekiyor. Ay yüzeyini andıran dış görüntüsünün altında tüm yaşanmışlıklarını sakladığı hazineleri sahip.
Bölgeye giriş Aksaray’dan yapılır. Bir zamanlar İpek Yolu denilen tarihin en eski ve en zengin ticaret yolunun Anadolu ayağı üzerinde ilerlerken etrafınızda eski Selçuklu han ve kervansarayları size eşlik ediyor. İlk durağımız Ihlara vadisi. Yaklaşık on yıl önce bilim adamlarınca ve arkeologlarca yeniden keşfedilen vadinin içinde sakladıklarına ulaşabilmek için 386 basamağı inmek gerekiyor. Devasa bazalt ve andezit kayalarından oluşan, dev bir koridoru andıran vadinin ortası Melendiz çayı ile ikiye bölünmüş. Çayın sağladığı su ve serinlik nedeniyle tüm bölgede göreceğiniz en yeşil yer burası. Kolay ulaşılabilen bir bölge olmaması sebebiyle pek çoğunun duvar resimleri ilk hallerine yakın şekilde günümüze ulaşabilmiş. Hâlâ biraz donuk ama insanın içine kadar derinden bakabiliyorlar.
Boşuna gözleriniz yer üstünde o devirlerden kalma bir mabet ya da ev aramasın. Tüm yaşam kayaların, peri bacalarının içine ve yerin altına kazılmış.
Yer altı şehirleri dünyanın 8. harikası olarak adlandırılmakta. Bunu söyleyenler kesinlikle haksız değiller. İnsan elinin 5 bin yıl önce başlayarak dantel gibi işlediği, yerin altındaki bitmek bilmez tüneller yumağı. Bölge tamamen tüf denilen donmuş lav ve kül ile kaplı. Tüfün özelliği ise oksijen ile temas eden ilk iki santimetrelik sert tabakanın altının peynir gibi yumuşak ve kolay kazılabilir olması. Tüf sayesinde Kapadokya işgalci tüm ordulardan kaçan ya da ülkelerinden Hıristiyan oldukları için sürülen insanlara yerin altında ev, mabet ve yaşama alanları yapabilmeleri için yepyeni bir dünya sunmuş. İlk önce ufak aile sığınakları ile başlayan yer altı macerası, sığınakların ardından köylerin ve en sonunda tüm Kapadokya’nın birleşebileceği dev yeraltı şehirleri ile son bulmuş ve insanlar Selçuklu Türkleri’nin bölgeye barış getirdiği 11. asra kadar karınca misali bu tünellerde yaşamışlar.
Bölgede 120 kadar irili ufaklı yeraltı şehri bulunmakta. En derini ise 85 metre yerin altına inen Derinkuyu.
Bölgenin tarihi geçmişinde görülen ilk medeniyet M.Ö 3000’lerden sonra Hititler. Ardından Asurlu tüccarlar ile aktif ticaret hayatı başlıyor burada ve böylece Anadolu’nun etrafındaki tüm kavimler için bereketli topraklarının yanı sıra ticaret yolları sebebiyle de cazibe merkezi oluyor. 1. Dünya savaşının sonuna kadar tüm dünya ülkelerinin hayalini kurduğu ve uğruna kanlı savaşlar yaptığı bir yer oluyor. M.Ö 30’da ise Anadolu’da Roma sayfası açılıyor. Fatih’in Bizans defterini kapatana kadar önce Yunan ve Ege’nin pagan inançları, ardından Hıristiyanlığın tek Tanrılı inancı hakimiyet kuruyor. Bu dinî değişim oldukça sancılı ve kanlı oluyor.
Göreme’de tüm manastırların, ibadethanelerin içi, her bir santimetrekaresi günümüze kadar ulaşmış resimlerle süsleniyor. Göreme tamamıyla bir tarih ve peri bacaları kasabası. Kapadokya turizminin en dinamik noktası ise gece gündüz hiç bitmeyen bir hareketlilik ve dinamizm.
Tüm bölgeyi panoramik izlemek için kalelerine tırmanmak gerekiyor. Uçhisar ve Ortahisar kaleleri doğal monolitler, doğal masiv kaya parçaları. Daha sonra insan eliyle tünel ve kale haline getirilmiş. Ortahisar’ın bir diğer özelliği ise tüm Türkiye’nin limon yataklarının burada olması ve kayanın serin yapısı nedeniyle limonlar için oyulan depolar doğal birer buzdolabı.
Ürgüp ise bu aralar tv’de kendini oldukça tanıtma fırsatı buldu. Osmanlı zamanında Türk ustaların yaptığı eski taş evler burasını tam bir açık hava müzesi haline getirmiş. Son yıllarda bu evler özellikle yabancılar tarafından alınarak özel otel ve restoran haline getiriliyor.
Son durağımız Avanos. Kızılırmak’ın ikiye ayırdığı kent çanak çömleğin, hayat bulan toprağın şehri. Hititler burada ilk kez çömlekçi çarkını ve Kızılırmak’ın kızıl çamurunu kullanmışlar. Bugün hâlâ babadan oğula geçen bir aile mesleği olan bu sanat günümüze kadar ulaşmış.
Kapadokya güzel atlar ülkesi, masalı anlatmakla bitmez. Ürgüp, Avanos, Göreme, Aksaray, Gülşehir, Uçhisar, Çanakçılar, yer altı şehirleri, peri bacalarının her bir karışı ayrı bir sürpriz ile dolu. Şaşırmak ve heyecanlanmak için, kendinizi tekrar doğanın bir parçası hissedebilmek için Kapadokyaya gidin...







ufuk@ufukotesi.com

Bu yazı toplam defa okunmuştur.

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.

UFUK ÖTESİ.COM

BU YAZIYI TAVSİYE EDİN

Adınız  Soyadınız

E-posta adresiniz
Arkadaşınızın e-posta adresi

 

Yazdır  - Sayfanın Başına Dön 

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002