Kasım 2008

Ö T E S İ

 

09.12.2019 



TARIMDA SON DURUM


Bundan birkaç yıl evveline kadar, tarım ürünleri üretiminde dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydik. Hiçbir ürünü ithal etmemiz gerekmiyordu. Buğday, arpa, çavdar gibi ürünler, pamuk, tütün, şeker, keten, kenevir gibi sanayi ürünleri, üzüm, kavun, karpuz, domates, biber, patlıcan gibi sebze ve meyveler bolca üretiliyor ve hatta ihraç da ediyorduk. Ama, uygulanan yanlış tarım politikaları ile geldiğimiz nokta kendimize yetememek ve ithalat yapma noktasıdır.

Ülkemiz genel hatlarıyla bir tarım ülkesi görünümünü arz ediyor. 777.000 kilometre kare büyüklüğündeki ülkemizin neredeyse yüzde 27 sinde tarım yapma şansımız var. Ülkemizin iklimi tarım yapmaya müsait, ılıman bir iklim. Nehirlerimiz, göllerimiz ve düşen yağış miktarı çok geniş bölgelerimizde sulu tarım yapma imkânı sağlıyor. Güneşimiz var, toprağımız var, suyumuz var, bilgimiz var, ama helvayı bir hürlü yapamıyoruz. Yani yeterli üretimi sağlayamıyoruz. Bundan birkaç yıl evveline kadar, tarım ürünleri üretiminde dünyada kendi kendine yeten yedi ülkeden biriydik. Hiçbir ürünü ithal etmemiz gerekmiyordu. Buğday, arpa, çavdar gibi ürünler, pamuk, tütün, şeker, keten, kenevir gibi sanayi ürünleri, üzüm, kavun, karpuz, domates, biber, patlıcan gibi sebze ve meyveler bolca üretiliyor ve hatta ihraç da ediyorduk. Ama, uygulanan yanlış tarım politikaları ile geldiğimiz nokta kendimize yetememek ve ithalat yapma noktasıdır. İMF’nin istekleri doğrultusunda tarım ürünlerinden sübvansiyonu önce azalttık, sonra da kesin olarak kaldıracağımızı taahhüt ettik. Bu Türk tarımının intiharıdır, devlet eliyle yok edilmesidir. Nüfusun yarıdan fazlası tarımsal üretimle uğraşan bir ülkenin insanlarının açlığa mahküm edilmesidir. Kendi çiftçilerine en yüksek oranda sübvansiyon sağlayarak onları en iyi teknoloji ile destekleyen ve kendi ayakları üzerinde durmalarını sağlayan batılılar, şimdi Türk çiftçisinden devletin desteğini çektirerek alanı batılı çiftçilere bıraktırmanın hesabı içerisindedirler. Serbest rekabete aykırı olurmuş. Bu durumda Türk çiftçisinin rekabet edecek gücünün olmaması, serbest rekabete aykırı olmuyor da, devletin çiftçiye destek vermesi aykırı oluyor. Bakın ABD ve AB çiftçilerine son yirmi yılda ne kadar sübvansiyon sağlamışlar. Doğal olarak bu sübvansiyonlarla çiftçilerinin durumlarını en üst düzeye çıkarmışlar. Artık o çiftçilerle dünyanın hiçbir ülkesinin çiftçisinin rekabet etmesi mümkün olamaz. Ama ya benim zavallı çiftçim devletten ne almış? ABD, 1980 yılında çiftçisine yedi milyar, yedi yüz milyon dolar, 1986 yılında yirmi beş milyar sekiz yüz milyon dolar, 1995 yılında yedi milyar dolar sübvansiyon yapmıştır. AB, 1980 yılında altı milyar iki yüz milyon, 1986 yılında yirmi bir milyar beş yüz milyon dolar, 1995 yılında yüz yirmi beş milyar dolar çiftçisine sübvansiyon sağlamıştır. Türkiye, 1995 yılında beş milyar dolar, 1999 yılında iki milyar dokuz yüz milyon dolar, 2000 yılında ise iki milyar beş yüz milyon dolar sübvansiyon sağlamış ve İMF’ye istendiği zaman tüm sübvansiyonları kaldırma sözü vermiştir. Ve İMF 2005 yılında tüm sübvansiyonların kaldırılmasını istediğinden, Türk hükümeti çiftçisine verdiği çok küçük desteği de 2005 yılında kaldıracak ve çiftçilerimiz kendi başlarına bırakılacaklardır. Sonra da bir sanayi gücü haline gelen Batılı çiftçilerle rekabet edecekler ve doğal olarak yok olacaklardır. Ürün alımını hükümet sınırlandırdı. Peşin para ödemesini durdurdu. Ama, işçi ücretleri, ilaç, gübre, mazot ücretleri, hiç yerinde durmadığı gibi peşin alınan mamuller olduğundan tarım ile uğraşanlar, bu politikalardan büyük zarar gördüler. Devlet destek olmayınca, zarar edenler ertesi yıl, tarlalarını boş bıraktılar. Böylece üretim düştü. Bu birkaç yıl bu şekilde sürdürülünce, Türkiye, bir tarım ülkesi olduğu halde, tarım ürünü ithal eder hale geldi. Yeni çıkarılan şeker yasası, tütün yasası gibi yasalar da buna tuz biber ekti. Çok yakında, ABD’nin Filipinler’de kan ve gözyaşı ile ürettiği şekeri ithal edeceğiz. Çünkü, ABD elinde biriken şeker stokunu eritmek için İMF kanalı ile bize baskı yaparak şeker pancarı ekimini durdurttu. Böylece binlerce şeker pancarı üreticisi mağdur edilirken belki, milyonlarca dolar, şeker ithalatına para öder hale geleceğiz. Verdikleri borçları bu suretle geri alabilme şansını yakalayacaklar. Durum tütün için de aynıdır. Bugün geldiğimiz nokta da kavun karpuz, sarımsak, domates, lahana, buğday, pamuk ithal ediyoruz. Çok yakında şeker, tütün de ithal etmeye başlayacağız. Ülkemizde kurulmuş bütün şeker fabrikalarını da kapatacağız. Bu durumda ne yapılabilir? Birinci iş olarak örgütlenmek ve yapılanları protesto etmek gerekir. Hükümetin yanlışlarını korkmadan yüzlerine haykırmak gerekir. Hiç biri yapılmıyor. Örgütlenmenin önüne bin tane engel çıkarılıyor. Yapılan yapay örgütlenmenin sonucunda iş birlikçi örgütler de sesini çıkarmıyor. Sanki, her taraf güllük gülüstanlıkmış gibi davranılıyor. Toprağı boş bırakmak sorunu çözmez. Aksine daha karışık hale getirir. Toprağı ekip biçmek ve emeğin hakkını her yolu deneyerek istemek daha akıllıca bir iş olur. Perişan haldeki Türk tarımının ve tarımla uğraşan milyonlarca insanın karnını doyurması için neler yapılmalıdır? İlk iş olarak tarımla uğraşanların borçları ertelenmelidir. Adam, altı ay, bir yıl çalışıyor, sel, dolu vurmazsa üretiyor, devlete, veriyor, ama bir yıl içinde parasını alamıyor. Ama, devlet Ziraat Bankası aracılığı ile verdiği krediyi tarihinde alamadı mı icrayı kapıya dayıyor. Adamın tarlasını, traktörünü, hatta evini bile sattırıyor. Bu nasıl adalet? Bu nasıl insanlık? Bu nasıl politika? Bu yüzden, devlet öncelikle alacaklarını erteleyecek hatta gerekirse yeni kredi verecek. Tohum ıslah çalışmalarını ileri teknoloji ile yaparak üreticiye kaliteli tohumu ücretsiz verecek. Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı bunun için var. Ama, ne yaptığını kimse bilmiyor. Üretim için gerekli olan suyu, imkanlar ölçüsünde ücretsiz verecek. Kaliteli ve bol ürün yetiştirilebilmesi için üreticiyi bilgilendirecek, gerekirse yardım verecek. Üreticinin malının değerini bulması için ihracat yollarını açacak ve kolaylaştıracak. İhracatı yapılacak ürünün yetiştirildiği bölgelerde, devlet ihracatın zamanında ve kolay yapılabilmesi için bütün kurumlarını orada kurmalıdır. İhracatçıyı, oradan oraya koşuşturmalıdır. Zaman ve emek sarfına sebep olmamalıdır. Ama, nedense devlet bunu yapmıyor. Şimdi bütün bunlardan sonra icranın halkımızın yararına ne yaptığını sormamız kadar doğal bir şey olamaz. Gerçekten bu hükümet çiftçimize destek mi oluyor, yoksa köstek mi?


Bu haber defa okundu.

Ufuk Ötesi  : 2004 / 12

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002