Kasım 2008

Ö T E S İ

 

14.12.2019 



İZMİR KENT ARŞİVİ VE MÜZESİ


İzmir Kent Arşivi ve Müzesi merhum belediye başkanı Ahmet Priştina’nın ölümünden az önce İzmir’e kazandırdığı iki müzeden biridir. İzmir’in 5.000 yıllık olduğu iddia edilen geçmişini yazılar ve resimlerle hikâye eden bu müze, alıştığımız müzelerden farklıdır ve ”okunur müze” olarak tanıtılmaktadır.

Şimdilik içinde sergilenen tek “şey”, II. Mahmut tarafından yaptırılan ve Adnan Menderes tarafından yol ve meydan açma gerekçesiyle yıktırılan Sarıkışla’nın kitabesidir ve yıkımı yapan mütahitin oğlu tarafından müzeye bağışlanmıştır. 5.000 yıllık geçmişten bir şeyler özetleyecek olursak, cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan kazılar İzmir’in önce Bayraklı’da kurulduğunu göstermektedir. Yüzyıllar sonra İskender, gördüğü bir rüya üzerine şehri Kadifekale eteklerinde yeniden kurar ve halkı buraya taşır. Roma egemenliğinde şehir daha da gelişir. Şimdi açık hava müzesi olan Agora, Helenistik ve Roma döneminden hatıradır. Roma devri kapandıktan sonra şehir Bizans, Selçuklu, Beylikler dönemini yaşar ve Timur istilasını görür. Timur, Sen Jan şövalyelerinin elindeki “gâvur İzmir” olarak anılan kaleyi ele geçirir ve şehri Aydınoğullarına bırakarak gider. Bir süre sonra Osmanlılar bu beyliğe son verir. Müzede, bütün bu geçmiş ve işgal dönemi, 9 eylüldeki kurtuluş, 5 gün sonra çıkan ve zenginliği dillere destan Frenk mahallesini yok eden yangın ve akabinde Cumhuriyetin bütün parasızlığına rağmen bu ihraç limanını bir an önce imar için başlattığı faaliyetler, büyük yangın alanında fuarın kuruluşu, fotoğraflarla hikâye edilmektedir. Müze binası da “yangınlık”ta ilk inşa edilen yapılardan birisidir ve 1932 yılında İtfaiye binası olarak hizmete girmiştir. Mesut Özol isimli bir mimarın eseridir. Son yıllarda restore edilerek şehir müzesi haline getirilmesi kararlaştırılmıştır. İzmir’in tarihiyle ilgili çalışmalar için de bir arşivi bulunmaktadır. El yazması eserlerin sayısının 5.000 cilde ulaştığı, 8.000 cilt Latin harfli gazete bulunduğu ve hepsinin mikrofilime ve dijital ortama aktarılması çalışmalarının devam ettiği, dünyanın her tarafından bilgisayar aracılığıyla bu arşive girilebileceği müze müdürü tarafından ifade edilmektedir. Müzede seçme fotoğraflarla birlikte İzmir’e ait güzel gravürler de sergilenmektedir; aşağıda bunlardan biri görülmektedir. (2. fotoğraf). 19. yüzyılın ilk yarısında Thomas Allom tarafından yapılmış gravür Osmanlı sivil mimarisinin ihtişamına tanıklık etmektedir (... iyi ki İzmir’e uğramışsın T. Allom). 16. asrın başlarında Sakız adasının gölgesinde kalan ve dış ticareti Venedik’in tekelinde, kendi halinde küçük bir liman olarak yaşayıp giden İzmir, 17.yüzyılın başlarından itibaren nasıl olmuşsa birdenbire parlamış ve “Levant’ın yıldızı” olmuştur. 1580 de kıraliçe 1. Elizabeth, Osmanlı imparatorluğu ile bir kapitülasyon andlaşması imzalar. Bir yıl sonra İngiliz tüccarlarının isteği ile kıraliçenin himayesinde İngiliz Levant kumpanyası kurulur. Rakipleri olan Fransızlar hiç geri kalır mı? Onlar da bir Levant kumpanyası kurar. İngilizle ittifak başlangıçta, İspanya-Avusturya, yani Habsburg’lar ve Venedik’in kutsal ittifakıyla sıkıntılı günler yaşayan Osmanlı’nın işine gelir ve ticaret yarışında Venedik biraz da kasıtlı olarak geri bıraktırılır. Bir süre sonra denizci-tüccar Hollanda devleti de İzmir’i keşfeder. Bu sıralarda Safevilerle ilişkiler yine bozulur ve kaliteli İran ipeğini ihraç eden Halep’in emniyeti tüccar için tehlikeye düşer. Bazı Ermeni ipek tüccarları İzmir’e göç eder. İzmir’in zengin ihraç kalemlerine bir de ipek eklenir. Batılılar Sakız adasındaki konsolosluklarını İzmir’e taşır ve hep olduğu gibi kiliseleri, Cizvitleri, Kapusenleri, misyonlarıyla birlikte gelip yerleşirr. Üç yüzyıl sonra yangında yok olacak olan ünlü “Frenk mahallesi”nin temelleri atılır. Kısa zamanda bu mahalle Türk İzmir’i küçümsemeye başlar. Halbuki batı daha sanayi devrimini başlatmamıştır (Tıp okullarında İbni Sina’nın “El Kanun”u okutulmaktadır). Kimsenin kimseyi küçümseyecek durumu yoktur. Yüzyıllar geçtikçe Türk İzmir ve Yahudi azınlık içine kapanırken, Levantenlerle birlikte ipek ticaretini elinde tutan küçük Ermeni kolonisi ve az miktardaki Rum nüfusu her bakımdan kalkınır (Şimdilerde Levantenlerin sayısı çok azalmıştır. Bunlardan Malta asıllı Micaleff ailesi, şu anda Türkiye’nin en iyi ve en ünlü zeytin yağlarından birini üretmektedir). Geçmişte İzmir için çok önemli bir olayı anlatmak için geri dönelim ki, bu günümüzü de ilgilendiren olayı daha iyi anlayalım. 1688 yılının temmuzundaki deprem ve arkasından çıkan yangında şehir ağır bir tahribata uğrar ve merkezî hükümetin ticareti kollamak için yaptırdığı binalar da zarar görür. Gümrük gelirleri bakımından şehir Osmanlı için çok önemli olduğu gibi dericilik, iplik boyama ve sabun sanayisi de vardır. Bu yüzyılda limanın Venedik donanmasının tacizinden korunması için veziriazam Köprülü, körfezin ağzına bir de kale inşa ettirir. Sancakkale olarak anılan bu kale kıyıdan görünmektedir. 1688 depreminde İzmir’de 20.000 civarında ölüm olduğu tahmin ediliyor. Yabancı gezginlerin verdiği bilgilere göre nüfus 100.000 civarında olmalıdır. Tabii ki bu sayı tahminîdir. Parantez içinde söyleyelim, İzmir’in bir deprem şehri olduğu hiç mi hiç unutulmamalıdır. Ne çare ki 1970’li yıllarda Ege Üniversitesi Jeoloji Bölümü hocalarından Erol İzdar’ın denizden dolma zeminin yüksek yapılar için uygun olmadığı yolundaki demeçlerine kulak asan olmamıştır. Depremin olduğu asırdaki İzmir nüfusunun ne kadar olduğu konusuna geri dönecek olursak, İttihatçıların İzmir valisi Rahmi Bey “şehrin en güzel yerinde mezarlık olmaz” gerekçesiyle yüzlerce dönümlük Türk mezarlığını gayrimüslim mezarlıklarıyla birlikte kaldırmıştır (“Bütün diktatörler kendini mimar mühendis zannedermiş” lafını kim söylemişti acaba; hatırlayamadık?). Daha doğrusu sanatlı bir arşivi yok etmiştir, onun için de geçmiş yüzyıla ait kesin bir sayı verebilmek herhalde zordur. Ama şurası bir gerçektir: 1856 Islahat fermanıyla yabancılara toprak satışı serbest bırakılana kadar Türk nüfusu azınlık nüfusundan çok fazladır. Bu fermandan sonra İzmir’e adalardan ve kıta Yunanistan’ından yoğun bir Yunan göçü yaşanır (Bu size bir şeyleri çağrıştırıyor mu?). Denge, Türkler aleyhine dönmeye başlar. Şehir zaten çoktandır çok kültürlüdür; 7-8 dilde gazete yayınlanmakta ve Müslüman mahallesiyle Frenklerin mahallesi ayrı dünyalarda yaşamaktadır. Bu o kadar öyledir ki, İzmir’in içme suyu şebekesini yapan ve su dağıtım imtiyazını alan Belçikalı şirket, Yukarı Mahalleler olarak adlandırılan Türk ve Yahudi mahallelerine parayla da olsa su vermez. Sonuçta Yukarı Mahalleler bağırsak enfeksiyonlarından sessizce kırılır (Meraklısı Doç. Dr. Engin Berber’in Tarih Vakfı Yurt Yayınlarından çıkmış “Yeni Onbinlerin Gölgesinde İzmir”adlı kitabından ayrıntıyı öğrenebilir). Rivayete göre Belçikalı şirket Halkapınar’daki Diana hamamlarını da söküp götürmüştür. Mütarekede Yunan Kızılhaç’ı tıbbi yardım adı altında İzmir’e silah sokar. AB’ye girebilmek için neredeyse sinir krizi geçirenlerimiz de keşke bu kitabı okusalar. Tarih gerçekten “tekerrür”müş. 57. hükümetin köy kanununu değiştirip yabancılara toprak satışını serbest bırakması, 58. ve 59. hükümetlerin de bunu kolaylaştırması sonucunda çok değil 50 yıla kalmaz, Ege (ve de Karadeniz) halkımız yüksek(!) Elen medeniyeti ile bir kez daha tanışacaktır. Meles çayının körfeze döküldüğü yere Homeros ile ilgili kitabeler diken İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Redd-i İlhak” toplantısının yapıldığı Bahribaba parkına ufak da olsa bir anıt dikmeyi nedense akıl edememiştir. Dileriz bir gün “Redd-i İlhak”ı ve işgal günü şehit edilen Miralay Fethi Beyi hatırlamak inceliğini gösterirler! Bütün bunların hepsi orada yazılmasa da İzmirlilere ve İzmir’e yolu düşecek olanlara Türkiye’de ikinci bir örneği olmayan bu güzel müzeyi gezmeleri tavsiye olunur.


Bu haber defa okundu.

Ufuk Ötesi  : 2004 / 11

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002