Kasım 2008

Ö T E S İ

 

07.12.2019 



25 YILLIK HASRETİN ADI KERKÜK


Bağdat’ın düşmesini sembolize eden Firdevs Meydanı’ndaki Saddam heykelinin 13 Nisan 2003 tarihinde devrilmesi, doğrusu önemli bir dönemin de habercisi olmuştu. Aslında 30-35 yıl süren karanlık bir dönemin sona ermesi hayal bile edilmezken, bir anda bunun gerçekleşmesine kimse inanamıyordu. Özellikle bu dönemin en büyük acılarını yaşayan Türkmenler için, Saddam yönetiminin tarihe karışması, Irak’ta yeniden doğuş anlamına geliyor. Bu yönetimin baskısından nasibini alan bir Türkmen olarak, 25 yıldır hasret kalınan toprakları ziyaret etmenin mümkün olabileceği sevincini tatmak, kolay anlatılır duygulardan değildir. Prof. Dr. Suphi SAATÇİ

İşte bu sevinç heyecanı ile, aynı kaderi paylaşan bir grup dâvâ arkadaşımla birlikte Kerkük’e doğru yola koyulduk. 3 Mayıs 2003 tarihinde İstanbul’dan yola çıktım. Ertesi gün Ankara’da seyahate katılacak olan arkadaşlarla birleştik. Önce Musul ve Erbil Ekibimiz 5 Mayıs 2003 Pazar gününün akşamı saat 17.30 da Habur sınır kapısından Irak’a girmiş oldu. Gerekli işlemlerin bitmesinden sonra, Silopi’den kiraladığımız minibüs ile Musul’a doğru hareket ettik. Önce Musul’a uğradık. Orada Saddam tarafından yaptırılan saraylar sitesinin görkemi karşısında, az kalsın küçük dilimizi yutacaktık. Şimdi ABD işgal kuvvetlerinin karargâhı hâline getirilen site, zavallı Irak halkının servetinden çalınmış paralar ile yapılmıştır. Halk açlık ve sefaletten inim inim inlerken, dikta rejiminin bir sonucu olarak, Tikritli hanedanı konforu için yapılmıştır. Musul’daki yapılar üzerindeki savaş izlerini ararken, yıllardır uygulanan ambargonun halkın üzerindeki etkisi daha fazla ön plana çıkıyordu. Kerkük’ü karşı duyduğumuz şiddetli özlem, Musul’da daha fazla oyalanmamıza izin vermiyordu. Böylece Musul’dan sonra ikinci durağımız Erbil oldu. Irak’ta Türklüğü’nün temeli, tarîhî kaynaklara göre de Erbil’de atılmıştır. Beğtiğinli hanedanına mensup Erbil’in Türkmen Atabeği Muzaffereddin Gökbörü sayesinde bu kent, bütün dünyada büyük bir şöhret kazanmıştır. Bu güzel Türkmen beldesi, tarih boyunca önemli bir kültür merkezi olarak, halkına altın bir dönem yaşatmıştır. Yıllardır görmeğe hasret kaldığımız güzel Erbil’in ünlü kebabını yedikten, üstüne de ayranını içtikten sonra Kerkük’e doğru yola devam ettik. Artık havalar kararmak üzereydi. Kerkük ile Erbil arasında kalan şirin Türkmen kasabası Altunköprü’yü gündüz gözü ile görmek mümkün olamayacaktı. Nitekim sakin ve mazlum Altunköprü kasabasının titrek ve zayıf lambalarını, büyük bir heyecan ile seyrederek yola devam ettik. Çocukluğumuzun Cenneti Kerkük’e yaklaşırken kenti göremezsiniz. İlk önce gökyüzünü kızıla ve sarıya boyayan Babagurgur alevlerini görürsünüz. O zaman Kerkük’ün kaderinde büyük rol oynayan, petrolün yükselen alevleri, karşınızda ışıl ışıl boy gösterir. Kerkük’ün başına belâ olan petrol, kent üzerinde yapılan bugünkü kavgaların da ana sebebi sayılır. Başkaları için iştahlı bir lokma olan Kerkük, bizim çocukluğumuzun cennetidir. Halide Nusret Zorlutuna, babası Avnullah Kâzımî Bey Kerkük’e mutasarrıf tayin edilirken, henüz yedi yaşlarında bir kız çocuğudur. Burada acı tatlı bir çok hatıra küçücük muhayyilesinde yer etmiştir. Yıllar sonra değerli bir edebiyatçı ve şair olan Halide hanım Kerkük’ü lirik bir gazel yazmıştır. Kerkük’e Gazel adı ile bilinen bu şiirde, bu güzel şehri çocukluğunun cenneti olarak tasvir etmiştir: Ey sabâvet cennetim rûh-i revânım Kerkük’üm Gözde nûrum dilde aşkım tende cânım Kerkük’üm diye başlayan bu şiiri mırıldanmaya başlarken, yavaştan yavaştan Kerkük’ün ışıkları görünmeye başladı. Yine Halide Nusret’in adetâ o içimizi okuyan Masal Şehir şiirine sığınmak zorunda kaldım: Limon çiçekleri bir acâyip beyazlıkta Yıldız kokarlardı ay kokarlardı Tatlıların en tatlısı o hurmalarda Derede bir içli âhenk Kuşlarda nağme kuşlarda renk Şafaklar konuşurdu şiir şiir Ey çocukluğumun cenneti masal şehir Kulaklarımda hep senin sesin Gözümde gönlümdesin Arabada oturanların sevinç çığlıkları arasında Kerkük’e girdik. Şehir içinde ana caddelerde dolaşırken, saatler gecenin on ikisini gösteriyordu. Artık ekibimizdeki arkadaşları birer ikişer evlerini tevdi ediyorduk. Vardığımız her evin kapısında, kavuşmanın yarattığı heyecanla atılan çığlıklar ve sarılmalar gözyaşları ile ıslanıyordu. Evlere ulaşma çabaları, bu yüzden gecenin geç saatlerine kadar sürdü. 25 Yıllık Çile: Kerkük Kerkük’te yakınlarımız, sevdiklerimiz, doğup büyüdükleri halde henüz görmediğimiz yeğenlerimizle sarılıp hasret giderdik. Bu arada 25 yıl süresinde kaybettiğimiz yakınlarımız vardı. Onların mezarlarını ziyaret etmek için ertesi gün erkenden hem şehri dolaşmaya, hem de şehitlerimizin mezarlarını ziyaret etmeye başladık. İlk önce 14 Tewmmuz 1959 Kerkük Katliamı’nda şehit düşenlerin gömülü oldukları Şehitler Mezarlığı’na yöneldik. Burada toplanan arkadaşlarla birlikte aziz şehitlerin ruhuna fatihalar okundu. Buradan Kerkük en büyük mezarlığı olan Musalla Türbeliği’ne gidildi. Musalla mezarlığı, adetâ Türkmenlerin ve Kerkük’ün en önemli arşivi sayılır. Kudsîzâde Ahmed Medenî Efendi, Hicrî Dede, Hıdır Lütfi, Sait Besim Demirci ve Nâzım Refik Koçak gibi, Kerkük tanınmış en büyük yazar, şair, eğitimci ve benzeri şahsiyetler bu mezarlıkta yatıyor. Ayrıca burada yer alan binlerce mezar taşının üstünde Türkçe kitabeler ve şiirler bulunmaktadır. Musalla mezarlığında yatan önemli isimlerden biri de, suçsuz olduğu halde Saddam yönetimi tarafından idam edilen Doç. Dr. Nejdet Koçak’tır. Türkmenlerin en sevilen şehidi Koçak için, zalim dikta yönetimi mezar yapılmasını bile yasaklamıştır. Dolayısı ile Koçak’ın gömüldüğü yer olan aile mezarlığı ziyaret edildi ve burada tören yapılarak, rahmetle anıldı. Ayrıca mezarının yapılması için gerekli hazırlıklara başlanılması kararlaştırıldı. Dozerle Yapılan Restorasyon Ertesi gün Kerkük Kalesi’ne çıkıldı. 15 yıldır Türkmenlere yasak olan kalenin kapıları kırılarak içeri girilmiştir. Biz de, Topkapı adı verilen kalenin batı yönüne bakan kapısından içeri girdik. Burada gördüğümüz manzara karşısında doğrusu irkildik. Türkmenlerin geleneksel sivil mimarlığına ait en güzel örnekleri barındıran kale, aynı zamanda Kerkük’ün en büyük ve önemli simgesi sayılır. Kentin ilk yerleşme merkezinin çekirdeği olan kale, bu yüzden en eski mimarlık ve kentsel dokunun da merkezi idi. Burada Türkmenlere ait geleneksel evlerden 750 dolayında ev varken, 1997 Eylül’ünden sonra sokaklar ve evler, dozerle sürülerek, kalenin üstü düz bir alan hâline getirilmiştir. Eski evlerden sadece 45’i ayakta bırakılmıştır. Burada sadece bazı cami ve anıtlara dokunulmamıştır. Bu camiler de minareleri ile birlikte, adetâ sahrada bulunan vahâlara benzemiştir. Geriye kalan 45 evden 5-6 adedi restore edilmiş, diğerleri harabe durumunda bırakılmıştır. Millî Şuur ve Heyecanın Böylesi Baas yönetiminin Irak’ta şoven bir yaklaşımla Türkmenlere karşı 30-35 yıldır uyguladığı baskılar, Türkmenleri gerçekten büyük sıkıntılara sokmuştu. Binin üstünde olan masum Türkmen’i idama ve binlerce genci müebbet hapse mahkûm eden dikta rejimi, Türkmen toplumuna kan kusturmuştu. Devletin maddî ve manevî bütün gücünü kullanan Baas partisi, Türkmen toplumunu haritadan silmek uğruna her türlü baskılar uygulamıştır. 30-35 yıllık baskının sonucunu merak eden varsa, hemen Kerkük’ü ziyaret etmelidir. Dikta rejiminin Araplaştırma ve Türkmenleri sindirme politikası bir gün içinde sıfırlanmıştır. Bütün Türkmen toplumu, eskisinden daha güçlü biçimde ayağa kalkmış, millî şuur daha fazla bilenmiştir. Kerkük’ü Araplaştırmak için güneyden getirtilen Arap ailelerinin çoğu kaçmış, bazıları ise korkudan neredeyse Türkmen olduklarını iddia etmeye başlamışlardır. ABD’nin gücüne sığınan ve onun kucağına oturan iki aşiret reisi ise, Kerkük’te Türkmenlerin şahlanışını ve nüfus gücünü görünce, şaşkına dönmüşlerdir. Kerkük’ün her tarafında Türkmen bayrakları dalgalanıyor, Irak Türkmen Cephesi Eğitim ve Kültür Dairesi, Türkmen Edebiyatçılar Birliği, Türkmen Spor ve Gençlik Derneği ve daha nice tabela Kerkük’ün her tarafında görülüyor, damlarda gök mavisi Türkmen bayrakları sallanıyor. Kerkük’te heyecan içinde toplanan yazar ve şair arkadaşlarla kucaklaşırken, gözlerindeki sevinç ve mutluluk gözyaşları, düşünce ve duygularının tamamını anlatmaya yetiyordu. Kitaba, gazeteye, kısacası Türklüğe ve Türkçe’ye susayan Türkmenler, Türkiye’den gelecek kitapları ve dergileri dört gözle bekliyorlardı. Türkçe öğrenmek için açılan kurslar ve ayrılan sınıflar, baş vuran yüzlerce öğrenciye yetmiyor, tıklım tıklım dolan sınıflarda ev hanımları da akın ediyordu. Kerkük Valiliği önünde yapılan Türkmen mitingi bile, ABD kuvvetlerini dehşete ve hayrete düşürmüştür. Türkmenler Türkiye’ye Kırgın Türkmenlerin heyecanına ve sevincine gölge düşüren tek buruk olay, Türkiye’nin bölgeye girmemesi. Tezkerenin TBMM’nde görüşülmesini büyük bir heyecan ile takip eden Türkmen toplumu, anlatılması zor bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Kerkük’te dolaşırken, elimize bir kâğıt tutuşturan bir Türkmen şairi, “Uyan Ankara Uyan” başlıklı şiiri ile, bütün Türkmen toplumunun duygularına tercüman olmuştu. İşgalci ABD kuvvetleri ile Irak’ın geleceğine ipotek koymak isteyen peşmerge patronlarının, işgalcilerle işbirliği yapmaktan sıkıntı duymamaları de fevkalâde düşündürücü. ABD de Türkiye’ye olan kızgınlığının acısını Türkmenlerden çıkarmaya çalışıyor. Bu yüzden Türkmenleri Irak’ın yeniden yapılanmasında dışlamak istiyor. Ancak burada unutulan ve gözden kaçan önemli bir husus vardır. Irak’ta yıkılan dikta rejimi, bütün gücü ile 35 yıldır Türkmenleri sindiremedi. Bundan sonra hangi rejim olursa olsun, uyanan ve şahlanan bu toplumu kolay kolay sindiremez. Tabii ki Türkiye de uyanmalı ve gerçeği görmelidir. Türkiye misyonunu, bu coğrafyada üzerine düşen görevi unutmazsa, sadece Türkmenler değil, bütün Irak halkı huzur ve güvene kavuşacaktır. Türkmenlerin tek istekleri, kendi topraklarında siyasî, idarî, kültürel ve sosyal haklarına kavuşmaktır. Çoğulcu parlamenter rejim içinde, nüfus oranına göre temsil hakkı isteyen Türkmen toplumu, Irak içinde demokrasinin ve insan haklarına saygının yerleşmesini istiyor. Irak’ta şahlanan Türkmen gücü, bundan sonra hiçbir haksızlığa boyun eğmeme kararlığında görünüyor. UYAN ANKARA UYAN Acı dolu dünyada Mutluluklar rüyada Uyan Ankara uyan Kerkük gitmesin yâda Yatan düşman uyandı Kerkük kana boyandı Uyan Ankara uyan Ezildi Türkmen yandı Düşmanın yok amanı Öldürür seni beni Uyan Ankara uyan Geldi Kerkük zamanı Orduda yiğit asker Kerkük yolunu bekler Uyan Ankara gitmeden Musalla Korya Begler Çok ağırdır yükümüz Bir olalım ikimiz Uyan Ankara uyan Gitmesin Kerkük’ümüz Odun yâda Hiç vermem odun yâda Kerkük gitse af olmaz Ankara o dünyada Şuçlu dur Bizden ırak suçlu dur Kerkük gitse tarihe Yaz Ankara suçludur Reşit BOSTANCI


Bu haber defa okundu.

Ufuk Ötesi  : 2003 / 07

 

 Sayı :79

 KÜNYE
 
 ARŞİV
 
 ABONELİK
 
 REKLAM
 
 
  YAZARLAR
 Ali Arif Esatgil
Bayrak gibi yaşamak...
 Alptekin Cevherli
En zor yazım…
 Doç. Dr. Fethi Gedikli
Şimşek gibi çakıp geçen ülkücü
 Dr. Yusuf Gedikli
Sevgili Kemalciğim, candaşım, kardaşım, arkadaşım…
 Kemal Çapraz
Son söz...
 Olcay Yazıcı
Asil Neslin Son Temsilcisi: Kemâl Çapraz
 Bayram Akcan
“BOZKURT” Kemal ÇAPRAZ
 Aydil Erol
Bu çapraz, kimin çaprazı?!!
 Şahin Zenginal
Sensiz hayat zor olacak
 Ünal  Bolat
Sevdiğini Türk için seven Alperen
 Hayri Ataş
“YA BÖYLE ÖLÜM DEĞİL Mİ ERKEN”
 Mehmet Türker
Türk Dünyasının dervişi
 Mehmet Nuri Yardım
Kemal Çapraz diye bir kahraman
 Prof Dr. Ali Osman Özcan
Ufuk Ötesinde Çapraz Ateş
 Orhan Seyfi Şirin
Çapraz doğuştan ‘Reis’ti
 Rasim Ekşi
Kardeşim Kemal’in Vasiyeti
 Dr. Orhan  Gedikli
Sevgili Kemal Kardeşimin Ardından
 Özdemir Özsoy
Seni unutamayız
 Dr. Ünal Metin
“Ufuk Ötesi” yaşıyor
 Süleyman Özkonuk
Öteki Ufuk
 Zeki Hacı ibrahimoğlu
30 yıllık dostumdu
 Aybars Fırat
Kastamonu Beyefendisi
 Coşkun Çokyiğit
Kemal Çapraz “Tek Ağaç”lardandı
 Baki Günay
Kırım Meclisinde Kemal Çapraz sesleri
 Cem  Sökmen
Metropoldeki dâvâ adamı: Kemal Çapraz
 Ahmet Tüzün
İz Bırakan
 Hüseyin Özbek
Kemal Bey
 Asuman Özdemir
Sermayeye kurban gittin…
           
       
 
   

Karahan 2002