Gerçek

 

Özdemir Özsoy  

Uyuyup Kalmayalım


İster uyarma deyin, ister uyandırma; arada bir söylediğimiz olmuştur. Bizler geleneksel irtica nutuklarıyla oyalanırken “atı alan Üsküdar’ı geçiyor” diye kimse kusura bakmasın! Bu ülkenin, bekası ile ilgili, çok önemli sorunları varken hayalet taşlamakla vakit geçiremeyiz. Bilmeden, istemeden hedef saptırmış oluruz. Bıçak kemiğe dayanmış. Uluslar arası arenada öyle oyunlar sahneye konuluyor ki biz ancak üçüncü perdede konuyu kavrayabiliyoruz.

Gözüne uyku girmeyenlerin bir türlü sabaha ulaşamadığı sanılır. Hâlbuki geceler, uyuyup kalmış insanlar için sürüp gider. Adam uyanık olmalı ki sabahı görsün. Şafak mutlaka sökecektir; ama uyanık olanlar için…
Sürekli uyumak isteyenler vardır, bir de uyutulmak istenenler vardır. Asıl önemli olan uyuşturucuların etkisinden kurtulup her an uyanık kalabilmektir. Yoksa birileri gündemi öyle saptırırlar ki farkına bile varılamaz. İş işten geçtikten sonra “Eyvah, bizi uyutmuşlar!” diye hayıflanmanın hiçbir yararı olmaz.
İster uyarma deyin, ister uyandırma; arada bir söylediğimiz olmuştur. Bizler geleneksel irtica nutuklarıyla oyalanırken “atı alan Üsküdar’ı geçiyor” diye kimse kusura bakmasın! Bu ülkenin, bekası ile ilgili, çok önemli sorunları varken hayalet taşlamakla vakit geçiremeyiz. Bilmeden, istemeden hedef saptırmış oluruz. Bıçak kemiğe dayanmış. Uluslar arası arenada öyle oyunlar sahneye konuluyor ki biz ancak üçüncü perdede konuyu kavrayabiliyoruz. Sonra da feryat feryat üstüne… Siz hâlâ “Bizim de Nobel ödülü alabilecek edebiyatçılarımız varmış” diye avunadurun. Vardır elbet! Ama şunu iyi bilin ki o gerçek “ediplere” kimse ödül filan vermez. Başka meziyetler (!) ararlar. Ama siz işi kavrayıncaya kadar Basra harap olup gider.
Köklü bir tarihe ve kültür yapısına sahip bir devletin dış politikası öyle kısa vadeli olmaz. Hele günlük hiç olamaz. Biçilen rolü artık kanıksanmış figürlerle, istenilen şekilde (yani sahibinin sesi olarak) yapmaya çalışanların bir de bakmışsınız istikbali karartılıvermiş. Boşuna mı yırtınıyoruz her alanda “yeniden yapılanma “ gerekmektedir diye… Cumhuriyeti kuranların yüce ülküsünü halen kavrayamamış insanların ülkenin kaderinde söz sahibi olmaları ne büyük talihsizliktir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye övünürken bir de bakmışsınız başkalarındaymış bu egemenlik.
Bugün artık bazı parti başkanları açıkça “Ülke dışından yönetiliyor” diye TV ekranlarında konuşuyorlar. Millet de bunun doğru olup olmadığını tartışmıyor artık. Bu konuda şüphesi kalmamış da acaba ne zamandan beri böyleyiz diye hafızasını yokluyor.
Elli yıl önce Cezayir ezilirken sessiz kalanlar, hatta zalim fakat güçlü olanların yanında yer almayı marifet sayanlar vardı. Çeçenistan’da yaşanan dram hakkında fikir beyan etmekten korkuyorlar, görüşlerini almak isteyenlerden bucak bucak kaçıyorlardı. Bir başbakanımız bağımsızlık savaşı veren Çeçenleri, PKK eşkıyası ile aynı kefeye koyup böylece Rusya’nın görüşüne katılma uğruna onları kötülemeye kalkıyordu. Ancak bu davranışın PKK’yı dolaylı olarak haklı göstereceğine aklı ermiyordu. Lübnan’da sivil halkı sadist bir içgüdü ile bombalayanlara arka çıkan bazı devletler Türk hava sahasını ve Türkiye’deki üstlerini rahatça kullanabiliyorlardı. Aynı hava sahası işkence uçakları için de yol olmuştu.
Filistin meselesi artık o halkın kaderine yazılmış bir müzmin (süreğen) hastalık gibi algılanıyor. BOP adını verdikleri iğrenç projenin ne olduğunu iyi anlayanlar sesini yüceltince iblis bu sefer başka kavramlarla kafaları karıştırmaya başladı. İslamcı faşizm varmış da bizler göremiyormuşuz, bilemiyormuşuz. Eh, karşılarında bu kadar kolay şartlanıp beyni yıkanan bir aydın takımı görenler elbette onlara uygun yeni oyunlar icat edecekler.
Bu tertiplerin arkası bitmez; adamların işi bu. Hele senin hariciyecilerin arasında, karşısındakini küçümseyen bir yüz ifadesi ile “Ne yapalım reel politik bu” diyerek her zilleti dış politika sananlar olduktan sonra…
Bizimkilerin bu acıklı durumuna karşı o tertipçilerin kendi ülkelerinde bile, bazı dürüst insanların kendi yöneticilerinin yaptığı zulme razı olmadıkları görülüyor. Onu da bırakın, devlet adamlarından bazıları da bu insanlık dışı katliamı kabul edemiyorlar. İngiltere’nin Irak savaşına katılma kararı verdiği 2003 yılında dış işleri bakanlığı yapan Straw, BBC’deki bir programda, Irak’ta her şeyin berbat edildiğini belirtti. ABD’nin birçok hata yaptığını söyledi. Irak’ın -bir bahane bulunup- işgal edilmesine çok önceden karar verildiğini şu anda orada 20 bin dolar maaşlı ve aralarında ordudan atılmış psikopatların da bulunduğu paralı askerlerle işgalin yürütüldüğünü açıkladı.
“Gâvurların” soykırım kararları aldıkları günlerde işin nereye varacağını göremeyip umursamaz bir tavır takınanlar şimdi “deniz bitince” feryat figan ediyorlar. Hâlbuki başlangıçtaki “yığınak hatasının harekât bitinceye kadar devam edeceğini” hattâ artarak süreceğini bilmeliydiler.
Öte yandan “hangi işin adamı” olduğu belirsiz bazı kişiler, şimdi de kalkmışlar Fransız mallarına boykot yapılması halinde başımıza neler geleceğini bir tehdit edasıyla anlatmaya çalışıyorlar. Doğrudur; aslında bu çaptaki adamlar içimizdeyken bu iş yürümez. Üstelik bu ülkede kimlerin ve hangi kurumların Fransız firmalarıyla iç içe olduğunu hiç bilmesek, öğrenmesek daha iyi… Halkımızın moralini bozmayalım boşuna. Bu konuyu bile daha şimdiden ticari rakiplerini yıpratmak için kullanalar var. Böyle densizliklerle halkın boykot bilinci yok edilmek isteniyor.
Ama ne denilmiş? “Bir musibet bin nasihatten evlâdır.” Kimse kötü gün görmek istemez. Ne var ki kötü günler iyi bir mektep gibidir. Bazılarının aklını başına devşirmesi için böyle musibetlerle karşılaşması gerekir.
Güneşin tekrar doğuşunu görmek güzeldir.
Ancak, seher vakti uyanık olanlar onu görür.
Her karanlık gecenin bir sabahı olacaktır.


www.ufukotesi.com - 11 / 2006  

ufuk@ufukotesi.com

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.