Sağlık Meridyeni

 

Dr. İsmail Maraş  

Ebe ve hemşirelik tarihe karışmamalı


80’li yıllar ve öncesini hatırlayanlar bilir. Özellikle kasaba ve köylerde gerçekten önemli hizmetler veren ebe ve hemşirelerimiz vardı. O zamanlar, bulunduğu kasabada, hatta köyde hastanın ayağına giderek yaklaşık on doğumdan sekizini sezaryensiz ve başarıyla gerçekleştiren “ebe”lerimiz vardı. Bu ebe ve hemşirelerimiz bağlı bulundukları kurumdaki doktorun yönlendirmesiyle birçok sağlık hizmetini rahatlıkla yürütüyorlardı.

Bir dönülmez yolun başındayız.
Bütün standartlarımızı Avrupa Birliğine göre şekillendirmeye çalışıyoruz.
AB’ye girebilmek için, nerede nasıl bir değişiklik gerekiyorsa tereddütsüz yapıyoruz.
Ne var ki ortaya çıkan bu elbisenin bize uyup uymadığına hiç dikkat etmiyoruz.
Biz bu elbisenin hukukî, ticarî, ekonomik vb. yönünü ilgililere bırakıyoruz. Yaklaşık 30 yıldır yakından takip ettiğimiz sağlık boyutuyla ilgileniyoruz.
Ülkemizin sağlık alt yapısı, insanımızın sosyo-ekonomik durumu iyice hesaplanmadan yapılacak uyum çalışmalarında eğer dengeli bir geçiş sağlanamazsa Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan edebilecek hassasiyettedir.
Özellikle aile hekimliğini sahaya yayma gayretinde olan Sağlık Bakanlığımızın, özellikle bu konuda madalyonun diğer yüzünü de gözden kaçırmaması gerekiyor.
Daha önce de belirtmiştik.
Aile hekimliği, her hükümetin temel sağlık politikasıydı. Ama teoriden pratiğe geçmek hiçbir dönemde mümkün olmadı.
Çünkü sağlık hizmeti ülke geneline, kasaba ve köylere kadar istenilen ölçüde yaygınlaştırılamadı. Sağlıkta standart yükseldikçe, hizmet alanı daralmaya, sağlık hizmetleri genelden özele yönelmeye başladı.
Bu aksaklığın sebebi, sağlık personelinin sahaya gitmemesi sanıldığı için yıllar önce denenip vazgeçilen mecburi hizmet uygulaması bir kez daha denenmeye karar verildi.
Ama yine randıman vermedi. Verecek gibi de gözükmüyor.
Oysa biraz sağlıklı düşünüldüğünde sıkıntının sebebi ve çözümü çok kolay. Birincisi ülke insanın sosyoekonomik ve alt yapısını göz ardı etmemek, ikincisi de yetişmiş eleman ve “insan unsuru”nu birinci planda tutmak.
80’li yıllar ve öncesini hatırlayanlar bilir. Özellikle kasaba ve köylerde gerçekten önemli hizmetler veren ebe ve hemşirelerimiz vardı. O zamanlar, bulunduğu kasabada, hatta köyde hastanın ayağına giderek yaklaşık on doğumdan sekizini sezaryensiz ve başarıyla gerçekleştiren “ebe”lerimiz vardı. Bu ebe ve hemşirelerimiz bağlı bulundukları kurumdaki doktorun yönlendirmesiyle birçok sağlık hizmetini rahatlıkla yürütüyorlardı. Çocukların aşılarını, hastaların enjeksiyonlarını, ufak tefek pansumanlarını yapıyorlardı.
Ama günümüzde, bu hizmeti veren ebe ve hemşireler gittikçe yok olmakta, yerine yenileri de yetişmemektedir.
Çünkü artık bu sahada, doktorların bilgisi dahilinde hizmet verecek olan yegâne kurum Hemşirelik Yüksek Okulu mezunu, yüksek hemşirelerimiz olacak.
İşte bu noktada madalyonun öbür yüzüne dikkat çekmek istiyoruz. Hemşirelerimizin yüksek eğitim almaları, sağlık teknolojisiyle uyum sağlayabilecek nitelikte olmaları hepimiz için gurur verici bir gelişmedir.
Ancak, yukarıda belirttiğimiz gibi nasıl sağlıkta standart yükseldikçe hizmet alanı daralmaya, sağlık hizmetleri genelden özele yönelmeye başlamışsa, hemşirelerimizin yüksek eğitimi de ağırlıklı olarak, genelden özele yönelen sağlık hizmetlerini gidermeye matuftur.
Bu kısır döngüde, aile hekimliği sistemi kasabalara köylere kadar nasıl yaygınlaştırılacaktır. Ebelerin gördüğü hizmeti yüksek tahsil almış hemşirelerimiz mi görecektir? Eğer köylere kadar bu hizmet verilemezse, köylerde doğum yaptıracak ebeler de olmayınca, bu insanlar ister istemez, şehirlere büyük hastanelere mi gelecek?
Gelmek istese bile, bu insanların ne kadarı ekonomik maliyetini karşılayabilecek? Şehirdeki hastaneler köylerden gelebilecek bu talebi nasıl karşılayabilecekler? Bu sağlık yöntemi ne kadar sağlıklı işleyecek?
Dolayısıyla ister Avrupa Birliği standardına yönelik, ister teknolojik yeniliklere eş standartları yükseltmeye yönelik olsun, bu sistemi geliştirirken konunun iki ucunu iyi hesap etmek gerekiyor.
Ya mevcut sağlık elemanlarının eğitim seviyesini yükseltirken, eğitim vereceği merkezlerin seviyesini de elemanın aldığı eğitimi uygulayabilecek seviyede iyileştireceksiniz ya da, o bölgeleri istenilen seviyede modernleştirme sürecinde, önceki tarz sağlık hizmetlerini kademeli olarak terk edeceksiniz.
Şu anda olduğu gibi, ebe ve hemşireliği terk ederek, sağlık hizmetlerini büyük ve gelişmiş sistemlerde hizmet sunabilecek şekilde eğitim almış Yüksek hemşirelerle görmeye çalışırsanız, hem hemşirelerimizi hayal kırıklığına uğratmış olursunuz, hem tabanda hizmet alacak kimselere, hizmeti gerektiği oranda indirgemede zorlanırsınız.
Nasıl, modern tıbbi cihaz ve malzemeli bir hastanede sağlık hizmeti vermeye göre eğitim alıp, mezun olmuş bir doktor, ücra bir ilçedeki modern tıbbi cihaz ve malzemeden mahrum bir hastanede hasta ile baş başa kalmanın dayanılmaz sıkıntısını yaşıyorsa, aynı şekilde yüksek eğitim almış hemşirelerimiz de köylümüzle, adeta içinden biri olan ebeler gibi hizmet sunamamanın sıkıntısını yaşayacaktır.
Aile hekimliğinin yaygınlaşması ve pratik olarak uygulanabilmesi için, köylerimize kadar uzanan ebe ve hemşire hizmetinin kesintiye uğramaması lazımdır. Bu konuda bir büyük hata da, folklorik tıp anlamında köyde yetişmiş bir Ayşe hanımın bir Fatma teyzenin tecrübelerinden faydalanmak, o bilgileri modern tıbba katabilmenin yollarını aramak yerine her konuda kendimizi diplomaya endekslemiş olmaktır. Konumuzla direkt alâkalı olmamakla birlikte, anlaşılması için bir başka örnek de ziraattaki geldiğimiz seviye. Bugün İsrailliler kilosu altınla eş domates tohumu geliştirirken, bizde ne yapıldı? Haydi onu da geçtik, mühendislerimizin sayısı arttığı halde ziraatta eski verimliliği söylemek mümkün mü? Bir başka açıdan bakıldığında, dünya çapında kütüphanelere girebilecek, uluslararası platformda incelenmeye değer görülebilecek bir araştırma, bir çalışma var mı?
Dünyaya armağan ettiğimiz yoğurt üzerine bir doktora çalışması var mı? Buğdayla ilgili yüzlerce ürünü içeren bir kitap gösterilebilir mi? Örneğin el yordamı göz kararıyla parmak yalatacak derecede doğal ve lezzetli yemeği ortaya koyan bir aşçı ninenin, bu yemeği nasıl olup da bu kadar lezzetli yaptığı bilimsel verilere göre araştırılmış mı? Yoksa üniversitelerde okutulan bilgiler, okutulduğu haliyle sahaya uygulamaya mı çalışılmış?
Oysa bunlar toplumun kılcal damarlarıdır. Topluma can veren folklorik zenginliklerdir. Ben şahsen 1978 yılında hekim olarak görev yaptığım Sağlık Ocağındaki sınırlı sayıdaki arkadaşlarımla çevredeki insanlara verdiğimiz hizmetin, günümüzde üç katı personelle dahi verilemediğini gözlemlemekteyim.
Peki aradaki fark neydi? En bariz fark, çalışan kimselerin bölgenin insanı olması, kendilerine güvenmeleri, belirli inisiyatife sahip olabilmeleri, kısaca insan unsurunun ön planda olduğu bir hizmetti.
Dolayısıyla bu ruhun devamı için, en azından geçiş döneminde önceden olduğu gibi ara eleman yetiştiren Sağlık Meslek Liseleri, Ebe ve Hemşire Yüksek Okulları, Çevre Sağlığı Teknik Okullarının açılması tekrardan gözden geçirilmelidir.
Sağlıklı günler dileğiyle.


www.ufukotesi.com - 12 / 2005  

www.marasakupunktur.com

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.