Geniş Açı

 

Ali Arif Esatgil  

Acı olacaktır sofralarda...


Siz bu satırları okurken, Ramazan da başlamış olacak. Başka kentleri bilmem fakat İstanbul Eylül’ün sarı ışıklarından sıyrılıp, mahyaları, davulcuları, iftar sofraları, şenlikleri, çadırları ile bambaşka bir surete bürünecek... Ezana yakın tatlı bir telaş, sahura doğru mahmur bir tad saracak dört bir yanımızı. Herkes ‘nasibince’ arınmaya çalışacak, bir yılın tortusundan, ağusundan.

Kimileri beş yıldızlı otelleri dolduracak, kimileri bir tas çorba için kuyruklarda zaman tüketecek. Bir ay böyle gelip gidecek...
Sevinç olacak sofralarda, hüzün olacak. Aç kalmakla, açlığı bilmek arasında yalpalayan ruhlar; dize gelmekle, asi olmanın ayrımını hissedecek. Herkes için bir şey olacak bu ayda, ‘yaşam koçları’ ve ‘çeşniciler’ kadar, ‘sokak satıcıları’ ve ‘mahalle bakkalı’ da bir başka görünecek gözümüze. Sabrı, sınanmayı, arınmayı deneyen ruhlar hüzün ve sevincin helezonunda kendilerini test edecek.
... Ve fakat bir tutam da olsa acı olacak her sofrada.
Alkışlarla, patlayan flaşlarla, köşelerden dizilen methiyelerle öne sürülen bir genç kız, elden ele dolaşan tecavüz görüntülerinin varlığını bilerek oturacaktır iftar sofrasına. “Yürrüüü arkandayız, sevişmek suç mu” diyenler de öyle... Gamze kız belki yapayalnız, arkasında şakşakçıları olmadan, bir iftar çadırının önünden geçip gidecektir.
...Evet acı olacak sofralarda.
Bir kandil günü -ki pazardır ve evde gazete vardır- yarım sütun, ikibuçuk santim kandil tebriğinin arkasına dört ayrı sayfaya rakı, şarap ve bira haberleri sürülecektir. Rakının kapağı nasıl daha kolay açılır, detayına kadar anlatılırken, Merkel’in oylarında biracıların etkisi masaya yatırılacaktır. Hüzün olacaktır sofralarda -ki şirazesinden çıkmış bir adalet anlayışı hüküm sürmektedir- bir gün sonra aynı gazete Ata Türk adlı çocuğun alkol komasında can verdiğini yazacaktır. Sonra alkol değil de uyuşturucudan olduğu anlaşılacaktır. Zira extacy adı verilen haplar, adedi beş Yeni Türk Lirası’ndan leblebi, çekirdek gibi satılmaktadır. Esrar mı? O zaten extacynin yanında eşantiyon olarak dağıtılmaktadır!
Evet, evet acı olacaktır sofralarda.
Evdeki çoluk çocuğuna bile sözü geçmeyen -hadi yine yaşam koçlarının terminolojisini kullanayım- çember sakallı bir dede, elindeki gazeteye bakacaktır acı acı... Zira, Papa’nın Ayasofya inadına üst düzey bir yetkili yanıt vermiştir: Canım hadi o geldi iki saniye dua etti, ya Müslümanlar da namaz kılmaya kalkışırsa!!! ‘Çember sakallı dede’ Türkiye’de işlerin böyle iki yönlü bir durum arzettiğine kafa yoracak durumda değildir nasılsa... Ama üst düzey yetkili rolünü iyi ezberlemiştir.
Tam da bu sırada Çemenzar’a cami muhabbeti patlayacaktır. Bir yanda “Taksim olmadı, Kadıköy verelim” diyen güruh, öte yandan “greenpeace” yutturmacası ile yutkunan diğer güruh. Belediye kalkıp da “Burada dört binayı istimlâk ettim, camiyi oraya yapacağım” dese, acaba “yeşil düşkünleri” ne diyecektir, merak ediyorum.
Dedik ya, acı olacaktır sofralarda... Amiyane tabiri ile ‘kimyası bozulmuştur’ herkesin... Bazıları bu kimya bozukluğu içinde ‘kandili türkülerle’ ihya edecek, bazıları da içindeki ‘seküler’ baskıyı ‘greenpeace’ nidalarıyla ortaya dökecektir.
Bütün bu hengâme içinde ‘psikolojik harekât’ ilk meyvesini verecek ve aranan kan bulunacaktır. Nicedir dillendirilen ‘Herkesin Allah’ı kendine’ mealindeki teori, Tuğçe kızımızın narin dudaklarından süzülüverecektir: Bundan sonra Hristiyanım! Allah tek, bütün yollar ona çıkıyor. Binlerce misyonerin başaramadığını Yunanlı delikanlı beceriyor ve Tuğçe’yi hristiyan yapıyor.
Gel de şimdi sorma: Sahi bunda bizim yerli misyonerlerin hiç mi payı yok!!!
Din profesyonelleri ile arası dinle limoni olanların kavgası, daha çooook ‘melez’ ruhlar çıkaracaktır ortaya...
...Ve sofralarda tadımlık da olsa acı her zaman bulunacaktır.

ilgazbabacan@hotmail.com


www.ufukotesi.com - 10 / 2005  

aliarifesatgil@hotmail.com

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.