Göğe Merdiven

 

Aybars Fırat  

Ayrıntılar Doğrular


Gerçekte ayrıntılar üzerinde konuşmaktan başka bir iş yaptığımız yok ama yine de bugün sizlerle bu konuda sohbet etmek istiyorum. Ayrıntıları konuşuyoruz ama asıl üzerinde durmamız gereken ayrıntıları gözden kaçırıyoruz. Hayatımız binlerce, milyonlarca ayrıntıdan oluşuyor. Parçaların her birine karşı takındığımız tutum, bütüne dair davranışlarımızın aynasını oluşturuyor. Parçaya nasıl bakıyorsak, bütüne de öyle bakıyoruz. Hayatımızı şekillendiren parçalardan herhangi birini ele alıp o parçanın hayatımızda yer almadığını düşünelim. Diyelim ki uyku denilen şey var olmasın. Yahut ta bizim hayatımızda doğru dürüst uyku kavramı, eylemi olmasın. Ne yapardık, bu durum hayatımızı nasıl etkilerdi?

Yemek, hava, su, ev-bark, giyim-kuşam, eş-dost, aile, çocuk, iş, komşu, akraba, arkadaş, dost olmasaydı! Böyle düşündüğümüz zaman her parçanın bizi biz yapan değerlere ne gibi etkileri olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Hayatımızda bir şeyler yanlış gidiyorsa, eksik gidiyorsa, çevremizde olup bitenlere bir müdahalemiz olamıyorsa, bunun mutlaka bir sebebi olmalı! Bu durumdan kim sorumlu acaba?
Evet hayatımızın bir anlamı olmalı tabii. Neden yaşıyoruz? Bu sorunun cevabını üç aşağı beş yukarı verebiliyoruz. Ancak varlığımıza anlam katacak en önemli konuyu ihmal ediyoruz; Hayatının her anına, herkese ve her şeye dikkat ve saygı, sevgi.
Bunlar insanın kendisine, ailesine, yaşadığı topluma, milletine ve insanlığa karşı tutumunu etkileyen en önemli şeyler. Dikkatli bir insan, ayrıntılara bakarak yaşar ve sağlam dikkati sayesinde doğruları çabuk görür, dost doğru bir kişi olarak yaşar, doğru zamanda doğru yerde bulunur, doğru işler yapar. Çevremizde gördüğümüz çelişkilerin temel sebebi doğrulara ulaşabilmemiz için gereken dikkat. Bakıyoruz, doğru bir insan ama yanlış yerde duruyor. Namuslu biri ama namussuzlarla düşüp kalkıyor. Olmadı! Yanlış bir adam da doğru yer ve zamanda bulunuyor. Bu da insanlığa fayda getirmeyen bir sonuç doğuruyor. Adam Müslüman, beş vakit namazında, ama hırsızların, yolsuzlukların ortasında yüzüyor, haberi yok. Adam ateist, başörtüsünün serbest bırakılmasını savunuyor. Adamın milli manevi değerlerle alakası yok, vatan milletle ilgisiz, Yunanistan’ı fethetmekten bahsediyor. Doğru kurum, doğru zaman, doğru kişi ama uğraştığı konular eften püften şeyler, fi tarihinden kalmış konuları tehlike diye anlatıyor. Tabii bu durumu gören ve bilgisiz olsa da doğruların nerede olduğunu keşfetmede mahir olan milletimiz bunlara kulak asmıyor. Yeri geliyor aynı kurum bu sefer doğruları söylüyor ama kimse dikkate almıyor. Doğru fikir ve düşüncelerin, derneklerin, partilerin çatısı altında yanlış adamlar, hatta yanlış yöneticiler var, böyle olunca da bir adım ileri gitmek mümkün olmuyor. Bilgili bir imam, ama sesi güzel değil. Sesi güzel müezzinin de makam bilgisi yok! Örnekleri sonsuza kadar uzatmak mümkün. Kulağımda kalmış, galiba bir Japon hikâyesi idi. Hikâye uzun, ama özeti şu: Sayın kişi, sayın yatağından kalktı, sayın yüzünü, sayın suyla yıkadı, sayın elbiselerini giyindi, sayın kahvaltısını hazırladı, sayın yumurtasını yedi, sayın dişlerini fırçaladı...Hikâyede adı geçen insanın hayatının her anını bir padişah gibi yaşadığını, insanlarla ilişkilerini bir padişahın vatandaşlarıyla kurduğu ilişkiler gibi düzenlediğini düşününüz lütfen. Bu insanın yanlış bir davranış içinde bulunması mümkün olabilir mi?
Konuyu müşahhas bir örnekle açmak istiyorum. Bugün Türkiye’de şehirlerimizdeki Camilerin büyük bir kısmı binaların altındadır. İçlerinde doğru dürüst bir düzenek yoktur, sık sık ayakkabılar çalınır. Camilerin içinde ayak kokusunu duyarsınız. Güzelim tarihi halılarımızın yerine ruhsuz şeyler serilmiştir. Bunların üzerinde haç şekillerine bile tesadüf edilir. Tuvaletine girdiğiniz zaman ise utanırsınız. Temizlenmek için girdiğiniz yerden temizlenmiş olarak çıksanız bile, düşünceleriniz kirlenmiştir. Helalarda suyu bırakacak düzen yoktur. Musluklar bozuktur. Maşrapalara elinizi süremezsiniz. Bazılarında musluklara bir hortum takılmıştır, temizlenmek için önce hortumu temizleme ihtiyacı hissedersiniz. Bir elinizle temizlediğiniz hortumu elinizde tutmak durumunda kalacağınız için üçüncü bir ele ihtiyaç duyarsınız. Ayna ya yoktur, ya da kırık döküktür. Abdest alma yerlerine ya leylek gibi tırmanmaya çalışırsınız, yahut da üstünüze başınıza sıçrayan sularla boğuşursunuz. Ortalıktaki sulardan ayaklarınız kaymazsa şanslısınız. Binlerce yıldır kullanılan şadırvana yaklaşamayan, estetikten uzak bir düzen içinde işinizi görür, Allah’ın huzuruna çıkarsınız, ama aklınız az önce çektiğiniz eziyettedir. La havle.. Yeri gelmişken sorumlu Devlet Bakanlığımızı Türkiye Diyanet Vakfını ve Diyanet İşleri Başkanımızı göreve davet ediyorum: Lütfen bu kepazeliğe bir son veriniz. Pırıl pırıl, tertemiz helaları; içlerinde mühendislerimizce tasarlanmış son derece rahat, gerektiği zaman sıcak suyla abdest alınabilecek abdest alma yerleri olan, mis kokulu camiler istiyoruz. Gerekirse birer temizlik memuru kadrosu çıkarsınlar. İhtiyaç olan yerlere elbette camiler yapılsın, Kur’an Kursları açılsın ama bu konu önceliklidir. Devlet veremiyorsa cemaatlerin bu konuyla ilgili yönlendirilmesi için müftüleri, imamları harekete geçirsinler. Bu konuyu çok uzattım ama kusuruma bakmayınız.
Sözlerimi, ancak mükemmel yetişmiş doğru insanların, doğru yer ve zamanda, doğru birliklerin içinde yer alması ve kendisine duyduğu saygıyı herkese göstermesi, hayatının her anına dikkatle yaklaşması halinde milletimizin yeni ufuklara taşınabileceği gerçeğinin altını çizerek tamamlamak istiyorum. Kısaca söylemek gerekirse doğrular birbirleriyle üst üste çakışmazsa işimiz çok zor olacaktır. Sizi tenzih ediyorum, anlayan anlamayanlara anlatır artık!





www.ufukotesi.com - 04 / 2004  

aybarsfirat@yahoo.com

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.