Tutanak

 

Hüseyin Özbek  

Çözümden çözülüşe


Türkiye’nin uluslar arası siyasal tercihlerinde, tavırlarında oligarşik bir sermaye kesimi epeydir etkin olmaya başladı. Bu oligarşik kesim “İstanbul dükalığı” olarak da adlandırılıyor. TÜSİAD adlı bir dernekleri var. Yasal çerçevesi ve tabi olduğu hükümler kanarya sevenler derneğinden farklı olmayan bu derneğin uygulamada partileri ve iktidarları da aşan bir nüfuza sahip olduğu görülüyor.

Gak deyince et, guk deyince su sunulan Zümrüdü Anka misali iktidarlar her istediğini yapmasına, her nazını çekmesine rağmen TÜSİAD’ı bir türlü memnun edemiyorlar. Hiçbir istemi iktidarlarca geri çevrilmeyen, tavsiyeleri emir telakki edilen TÜSİAD, mutsuz zengin çocukları gibi kaprisli.

Hükümetlerin kuruluşunda açıklanan programlarında İMF, Dünya Bankası gibi uluslar arası tefeci-finans kurumlarının onayının yanında, TÜSİAD vizesi de aranılır oldu epeydir. TÜSİAD-Hükümet flörtü zaman zaman bozulur gibi oluyor. Nazenin TÜSİAD dün beğendiği ev eşyalarını bugün beğenmez yeni gelin gibi küstüğünde iktidarlar “eşyanın lafı mı olur güzelim? Sen yeter ki emret” misali gönlünü alıyorlar, istekler buyruk gibi algılanıyor. Programlarda, uygulamalarda hemen arzu edilen değişiklikler yapılıyor.

Programların, bir türlü tutturulamayan hedeflerin ne önemi var? Maksat TÜSİAD’ı küstürmeyelim. Halk, esnaf, işçi, köylü, memur da kim oluyor? Onlar avam, karabudun değil mi? Biz, doymak bilmez oligarşimizi, İstanbul dükalığını memnun edelim. Halktan alıp, dışarıya borçlanıp bunlara verelim ki tek sızlanmasınlar, küsmesinler. Eh, maşallah iş iştaha, yemeye, yutmaya gelince bizimkilerde naz, niyaz bir yana. Çiğnemeden yutuveriyorlar ki pes!..

Ha! Bizim dükalığın ekonomik, akçalı istemlerinin yanında siyasal, uluslararası konulardaki fikirleri de akıllara sezâ... Hükümetlerin yıllardır içinden çıkamadıkları Kıbrıs, Ege gibi konular mı var? Çözülemeyişi hep şu derin devlet yüzünden, dinazor siyasiler yüzünden: “verelim kurtulalım canım” . Bu kadar basit çözümü baştakiler niye akıl edememiş hayret!..

Güneydoğu sorununun çözümü verip kurtulmakla, Ermeni meselesinin çözümü de öncelikle soykırımı tanımak, ardından toprak vermekle çözülüverir. Beceriksiz bürökrasi, akıl edememiş bu güne kadar canım... Ulusallık, Anti-emperyalizm, bağımsızlık ne kadar sevimsiz kelimeler öyle! Karşılıklı bağımlılık, Berlin, Washington yalakalığı, küreselleşmecilik, yerellik, etnikçilik ne güzel sözler öyle Hacı Bekir lokumu gibi. Telaffuzu bile ağıza beyine haz veriyor canım...

Biz en iyisi Türkiye’yi toptan bunlara verelim. Batakçı celepler gibi hallediversinler işi. Az bir zaman sonra ortada ne ülke, ne bayrak, ne de millet kalsın. Eh bunlar olmayınca da sorunlar olmaz. Alın size radikal çözüm. Mektepler olmayınca maarif’in idaresinin kolaylaşması misali bizim kökü dışarıdaki oligarşinin çözümü de bu kadar olur tabi ki.



www.ufukotesi.com - 03 / 2003  

ufuk@ufukotesi.com

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.