Köşe Taşı

 

Prof Dr. Ali Osman Özcan  

Etniklik paranoyası


Napolyon Bonapart, Korsikalı bir çiftçinin oğludur. General olduktan sonra, Fransız asillerine söylediği bir söz, gerçekten ülkemizde estirilmeye çalışılan siyasi atmosferi çok güzel özetlemektedir. Toplantıda Fransız asilzadeleri, cetleri ve atalarının Fransız milletine yaptıklarıyla övünmeye kalktıklarında; Napolyon Bonapart şöyle der: -“Benim ailemin asaleti benimle başlıyor.”

Bu sözden ders alması gereken nice okumuş, yazmış eli kalem tutan, toplumun karşısına çıkan, her kademede görev üstlenmiş, hatta akademik kariyer yapmış insanımız vardır. Cetleri ve atalarını övünme malzemesi olarak kullanmak, onlara layık olmamaktır. Onlar sayesinde, onlar aracılığı ile onlara dayanarak asalet aramaya kalkmak; kendi değersizliğini ortaya koymaktır. Ayrıca onların kendini savunamayacaklarını bile bile onlara bir etnik grup, bir ırk bulmaya çalışmak, kendi eksikliğini sergilemektir. Hele onları siyası malzeme yapmak, daha da kötü bir davranış ve tutumdur. Hatta aslını inkardır.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda hizmeti geçenleri şöyle veya böyle değerlendirmeye kalkmak yerine; o dönemdeki konuların bugün de devam ettiğini bilerek, hata yapanların hatalarını tekrarlamama, başarılı olanları başarılı kılan yöntemleri daha da geliştirmeye çalışmak en doğru davranış ve tutumdur. Atalarımız “asil ile taş taşı, bed-asıl ile yeme aşı;aslını saklayan(inkar eden) haramzadedir” diyerek asil ruhuna verdikleri önemi vurgulamışlardır. Kendi ruhu asil olmayan, onu asil göstermek için sahtekarlıklara başvurmaktan elbette çekinmeyecektir. Çünkü yine atalarımız “eşeğe dans et demişler, çifte atmış” sözüyle de, kişinin özünde ne varsa, onu sergileyeceğini ve ona göre davranacağını belirtmişlerdir. Ülkemizin geçmişteki atalarının hanedandan olması değil, hanedan olabilecek şekilde davranmayı adet edinen insanlara ihtiyaç vardır.
Tahsil seviyesi yükseldikçe ve zengin olmaya başladıkça, insanlar geçmişleriyle daha fazla ilgilenme eğilimindedirler. Atalarının soyluluğu konusuna daha çok ilgi duyarlar. Bu konuya daha duyarlı hale gelirler. Doğuştan veya padişah emriyle, fermanıyla atalarının bazı ayrıcalıklara sahip olup olmadıkları, özel unvanlar taşıyıp taşımadıkları, iyi veya tanınmış, köklü bir aileden gelip gelmedikleri konuları onlar için çok çekici konulara dönüşür. Hatta soyunun özelliklerini yitirmiş, kötü tanınmış bir atadan olduğunu duyduklarında dünyaları yıkılabilir. Bu yüzden onları inkara bile teşebbüs edebilirler. Bunlar ayakları üzerinde durabilecek bir ruh olma yerine, başkalarının desteği ile ayakta duran insana benzer köksüz ağaçlardır. Hiçbiri ailesinin asaletini kendisiyle başlatma yürekliliği gösteremez.
Peki bunlar ne yapar? Cetleri ve dedelerinde bulamadıkları desteği, mensup oldukları gruplarda aramaya başlar. Yaptıkları ise daima uçlarda bulunmaktır. Buraları yetmez, etnik gruplar, etnik şecereler arayıp bulmaya çalışırlar. Türk milleti ile bütünleşme yerine, etnikliği millet olmanın üstünde tutarlar. Türk milletine katılıp, daha büyük ülküler peşinde koşma yerine, tarihte, arkeolojide, prehistorik dönemlerde cetlerine benzer bir şey bulmak için çırpınırlar. Oysa insan olma çabasına girseler, herkesten daha fazla saygı görürler. Bu ise, en yapmayacakları, en hoşlanmayacakları şeydir. İnsanın insana üstünlüğü, sadece güzel ahlakı iledir
Ülkemizi çok kültürlü, çok kimlikli bir ülke haline getirerek darmadağın etmek acaba gerçekten insanca mıdır, dostça mıdır? Bunu anlayamaz, parçayı bütüne hakim kılmak isterler. Çok kültürlü bir ülkede günün birinde kültürel çatışmalar, ihtilaflar ortaya çıkmayacak mıdır? Kültürlerden biri diğerine meydan okumayacak mıdır? Gelenek ile kültürü birbirine karıştırmayalım. Geleneklerimiz farklı olabilir, çeşitlilik gösterebilir, ama çok kültürlülük biraz başka amaçlar için söyleniyor gibi... Farklılıkları vurgulama yerine benzerlilikleri, ortak noktaları ön plana çıkarmanın faydaları daha fazla olmaz mı?..
Çok kimlikli bir Türkiye, kime ne kazandıracak, kimin veya kimlerin işine yarayacaktır? Kim söylemekte, niçin söylemektedir? Birlik, beraberlik, bütünlük kimlerin işine gelmez? Herhalde cevap: “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne düşman olanların” olacaktır. Ötekinin hakkını korumayı savunurken, berikinin hakkı nereye konabilir? Güçsüzün hakkının inkar edildiği bir dünyada cenneti kim kuracaktır? Etniklik paranoyasına katılıp, sadece kendi etnik grubunun hakkını aramaya kalkmak, diğer gruplara bir saldırı değil midir? Ötekine hak arama bahanesiyle asalet aramaya çalışmak, gerçekten insanlıkla bağdaşır mı?..
Çok kültürlülük, çok kimliklilik, etnik-mikro-milliyetçilik savunucuları aslında etnik paranoyaya tutulmuş gibi tutumlar sergilemektedir. Asaletlerini etnikliklerinde bulma düşüncesi, bir ahtapot gibi diğer görüş açılarını yansıtacak düşüncelerini boğmuş, öldürmüştür. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma hakkına sahip her vatandaş, anayasa ile belirlenen haklarıyla üstlendiği sorumluluğun bilincine sahip olmalı ve bunun değerini kavramalıdır. Düşmanların yurtiçi acenteliğini yaparak, ötekinin hakkı, berikinin hakkı vb. diyerek, asalet kazanamaz. Asalet, ruhunda varsa, zaten aranmaz.
“Sivilceyi kurcalama, çıban edersin” sözü uyarınca, ülkemizin küçük dertlerini içinden çıkılamaz büyük dert yapmaya çalışanlar, küçük farklılıkları da büyültmek istemektedir. İnsanlar arası ilişkilerde, etkileşim ve iletişimlerde, soylu kişiler arabuluculuk yapar, uzlaşma ve antlaşmalara yardım ederler. Oysa vatandaşlar arası ihtilaf, çatışma, kavga ve ara açmalar soyluluk göstergesi değildir. Öncelikle keçi ile harman dövülmeyeceğini iyi bilelim. Bazıları gazetelerin köşe başlarını tutup Türk milletine keçi ile harman dövdürmeye kalkmaktadırlar. “Gün geçer, kin geçmez” diyen atalarımız, bütün insanların Türk milletine olan kinlerinin geçmeyeceğini ne güzel ortaya koymuşlardır. Türk milletine kinleri olanların, bundan vazgeçmeyecekleri, düşmanlık için siperde hazır bekleyeceklerini, daima zayıf anımızı kollayacaklarının bilincinde olarak, milletimizin geleceğini aydınlık etmek için çalışalım. Kriz içinde kriz yöntemiyle milletimiz aleyhine davranış sergileyenlere meydanı boş bırakmayalım. Etniklik paranoyasının mikrobunun daima dış çevrelerden bulaştığını da unutmayalım. Asaleti kendimizde arayalım. Etnikliği ve azınlık düşüncesini bırakarak, birlikte, barış içinde birbirimizle bir arada yaşama ahlakını geliştirelim. Etnik düşünceler yüzünden azınlık psikolojisine kapılıp düşmanların oyunlarına gelmeyelim. . .


www.ufukotesi.com - 12 / 2002  

ufuk@ufukotesi.com

Ufuk Ötesi Gazetesi'nde yayınlanan yazı, haber ve fotoğraflar kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.